Uzaklar-2

18 ara

günler rüzgar hızıyla geçer gider. gülizarın güzelliği günden güne murtaza borsasında prim yapar. gün gelir murtaza gülizarı tenhada kıstırır. ve ona hayatın akışını bozacak bir teklifte bulunur. benimle çay içmeye gelir misin? çok masum bir sorudur bu, altında hiç bir kötü niyet yatmamaktadır. sadece oturup çay içmek ve bir iki kelam etmektir niyeti. gülizar daha önce böyle bir teklif almadığından yüzü kızararakta olsa olur dedi. parkın dereyi gören masalarından birine oturdular ve 2 çay söylediler. murtaza lafa nasıl başlayacağını bilemiyordu ama bir yerden başlaması lazımdı. çok güzelsin, güzelliğin beni büyülüyor, seni görünce elim ayağım birbirine dolanıyor, her zaman yanında olmak, varlığını hep hissetmek istiyorum dedi gülizara.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Bir Noel Hikayesi

17 ara

Küçüklüğüm boyunca birbirinden heyecanlı, umutların havada uçuştuğu, ağaçların kesilip kesilip evlerde süslendiği noel filmlerini izleyip durdum.  Bu filmlerdeydi noel babalar hediyeleriyle çatılara konan. Bu filmlerdeydi o noel babalar bacadan girip hediyeleri bırakan… Ve ben ki, hiç kar yağmayan, kışın sıcaklığın 20 derecelerde dolaştığı şehirde kavruk bedenli bir evlat olarak noel babanın bizim buralarada ne yapacağını merak edip durdum. Bi kere çatı denen bir olgu yoktu. Bildiğin binaların üzerinde damlar vardı. İkincisi o damlarda baca yoktu. O halde metin güneş enerjileriyle noel baba ne sik yesindi? Tüm bu sorular kafamı kurcalarken otobüs durdu.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Uzaklar

25 kasim

Ortaokul yıllarında bir çocuk adı: murtaza. murtaza içine kapanık, dersten başka bir şey düşünmeyen bir çocuktu. futbol oynamasa da dersten yarım saat önce gelir okulda top oynayan arkadaşlarını izlerdi. sınıfta herkesle konuşur şakalaşırdı. sınıf arkadaşlarıyla okul dışında da görüşüp gezerlerdi. ama murtazanın zaafları vardı. gazetelerin arka sayfa güzellerini kesep bir defterde toplardı. bir nevi koleksiyonerdi. haftada bir iki kez bakar iç geçirirdi. şimdi bu çıtırları hangi pezevenk düdüklüyor diye düşünürdü hep. bir de komşu kızı şaziye. ah şaziye ah. yaktı çocuğun başını. murtaza buna anadan doğma aşıktı. kızın ablasıda fena değildi ama şaziyeye tutulmuştu bir kere. boş zamanlarında şaziyeye asılır ona sarkıntılık yapardı. ama şaziye liseli gençlerle takılır, murtazaya yüz vermezdi.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Dönmek – O Tabak Bitti

14 eyl

İşte o tabak bittiğinde ben gitmeye başlamıştım. Milyon gitmelerden milyonda birine. Bu gidiş, hiç dönülmeyecek olan milyonlarcasından biriydi ve milyonlarca gidişin bir tanesi bile gerçekten gitmekle sonuçlanmamıştı.

Hepsinden de kötüsü, o kadar gidiyorum demiştim ki, bir allahın kulu da karşıma dikilip “ulan nerdesin ki nereye gidiyorsun” dememişti.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Çarpık bacaklar, zayıf beden ve titrek bir kalp

11 eyl

Gündüzden önceki son karartıydı ve ben hala üşüyordum…Bu üşüme öyle bir üşümeydi ki o yaşanmışlıkların kokusunun bulaştığı yorgan bile yeterli değildi yanlızlığımı ısıtmaya.Gündüzden önceki son karartıydı…Odayı aydınlatan tek şey senin belirmeni beklediğim bilgisayarın ekranıydı. O ekranın yanında,hüzünlü dudaklarımın bıraktığı iziyle üç gün öncesinde içtiğim birikintilerin tadı hala bulunan o seramik kupam yerindeydi. Hareketsiz ve soğuk. Ama hala dudak izi üzerindeydi. İçindeki ekşimsi tadı ve üzerindeki çatlağı da…Tıpkı benim gibi…Gündüzden önceki son karartıydı ve ben aydınlığı bekliyordum…

Otomatik armut yazılarına tanıdık bi insanın tepkisi bu girişi okurken “NOLUOAMINAKOYİM?” şeklinde gelişebilir. Panik yapmayınız sevgili okurlar. Birazdan bu girişin nedenini anlatacağım. Ve gecenin yarısı tanıştığım polisin lisedeki müdür yardımcısıyla ilgili konuşmasının bu konuyla ne alakası olduğunu da… Yine uzun ama bi okusan gerisi kendiliğinden gelir tarzlı bir yazıya daha giriş yapmak üzeresiniz.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon