Bir Noel Hikayesi
17 ara
Küçüklüğüm boyunca birbirinden heyecanlı, umutların havada uçuştuğu, ağaçların kesilip kesilip evlerde süslendiği noel filmlerini izleyip durdum. Bu filmlerdeydi noel babalar hediyeleriyle çatılara konan. Bu filmlerdeydi o noel babalar bacadan girip hediyeleri bırakan… Ve ben ki, hiç kar yağmayan, kışın sıcaklığın 20 derecelerde dolaştığı şehirde kavruk bedenli bir evlat olarak noel babanın bizim buralarada ne yapacağını merak edip durdum. Bi kere çatı denen bir olgu yoktu. Bildiğin binaların üzerinde damlar vardı. İkincisi o damlarda baca yoktu. O halde metin güneş enerjileriyle noel baba ne sik yesindi? Tüm bu sorular kafamı kurcalarken otobüs durdu.





Gündüzden önceki son karartıydı ve ben hala üşüyordum…Bu üşüme öyle bir üşümeydi ki o yaşanmışlıkların kokusunun bulaştığı yorgan bile yeterli değildi yanlızlığımı ısıtmaya.Gündüzden önceki son karartıydı…Odayı aydınlatan tek şey senin belirmeni beklediğim bilgisayarın ekranıydı. O ekranın yanında,hüzünlü dudaklarımın bıraktığı iziyle üç gün öncesinde içtiğim birikintilerin tadı hala bulunan o seramik kupam yerindeydi. Hareketsiz ve soğuk. Ama hala dudak izi üzerindeydi. İçindeki ekşimsi tadı ve üzerindeki çatlağı da…Tıpkı benim gibi…Gündüzden önceki son karartıydı ve ben aydınlığı bekliyordum…

