arsiv | national geographic tadında bu tarz icerikler icin RSS beslemesi

Dönmek – O Tabak Bitti

14 eyl

İşte o tabak bittiğinde ben gitmeye başlamıştım. Milyon gitmelerden milyonda birine. Bu gidiş, hiç dönülmeyecek olan milyonlarcasından biriydi ve milyonlarca gidişin bir tanesi bile gerçekten gitmekle sonuçlanmamıştı.

Hepsinden de kötüsü, o kadar gidiyorum demiştim ki, bir allahın kulu da karşıma dikilip “ulan nerdesin ki nereye gidiyorsun” dememişti.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Çarpık bacaklar, zayıf beden ve titrek bir kalp

11 eyl

Gündüzden önceki son karartıydı ve ben hala üşüyordum…Bu üşüme öyle bir üşümeydi ki o yaşanmışlıkların kokusunun bulaştığı yorgan bile yeterli değildi yanlızlığımı ısıtmaya.Gündüzden önceki son karartıydı…Odayı aydınlatan tek şey senin belirmeni beklediğim bilgisayarın ekranıydı. O ekranın yanında,hüzünlü dudaklarımın bıraktığı iziyle üç gün öncesinde içtiğim birikintilerin tadı hala bulunan o seramik kupam yerindeydi. Hareketsiz ve soğuk. Ama hala dudak izi üzerindeydi. İçindeki ekşimsi tadı ve üzerindeki çatlağı da…Tıpkı benim gibi…Gündüzden önceki son karartıydı ve ben aydınlığı bekliyordum…

Otomatik armut yazılarına tanıdık bi insanın tepkisi bu girişi okurken “NOLUOAMINAKOYİM?” şeklinde gelişebilir. Panik yapmayınız sevgili okurlar. Birazdan bu girişin nedenini anlatacağım. Ve gecenin yarısı tanıştığım polisin lisedeki müdür yardımcısıyla ilgili konuşmasının bu konuyla ne alakası olduğunu da… Yine uzun ama bi okusan gerisi kendiliğinden gelir tarzlı bir yazıya daha giriş yapmak üzeresiniz.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Beni çok iyi bilen çok iyi biliyor…

6 eki

prototip nokta jepege

Olm var ya bakın çok pis bi birikinti oldu, bulunduğum yer itibariyle ağzınıza chuck norris tekmesi atabilme şansı olmadığından buraya yazıom, bakın aha… Şu anki liseli nesil kadar kültür tümörü yaşamış bir nesil yok… He bundan sonra yaşar mı bilemem ama mesele ‘bizim zamanımızda şöyleydi’ olgusunu aştı artık… Zaten yaşım çok da büyük olmadığından “Bizim zamanımızda Üsküdar’a (ya da çarşıya) kravatla çıkılırdı.” gibi yükseklerden uçmadan, gayet gerçekleri gün ışığına çıkararak (Kerim Akbaş stayla) bu olguyu gözler önüne sereceğim. “Hani abi senin yarım kalan bi hikayen vardı? Tamamlamıcak mısın?” diyenleriniz çıkacak. Ben de diyecem ki “Tamam be oğlum yaa… Kaçmıyoruz ya” “E abi okadar zaman geçti ama yani sen de…” diyeceksiniz. Ben de konuyu değiştirir gibi yaparaktan ” Çaylar nerde kaldı la?” diye bi soru tümcesi salacam. “Abi sen çay içmiyosun ki… Hem konuyu neden değiştiriyosun?” diye cevaplıcaksın. Ben de “Siktirme lan şimdi hikayeni… Kaçmıyoruz dedik ya.” şeklinde atar yapçam. Üstüme gelmeyin olm bakın ben sinirli bir adamım zaten… Neyse ne anlatıyodum? Bak anlatıyom ha ona göre…

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Ben De Film Öneriyorum (+18)

24 haz

Baştan belirtmekte fayda var, ben bir Atilla Dorsay, filmlerden anlayan bir ekşi sözlük eleştirmeni, bir Nazlı Ilıcak (?) değilim. O yüzden “böyle film kritiği mi olur” diyen olursa terlikle vururum.

Hiç komikliklere şakalara falan bulaşmadan ilk film ile başlıyorum:

American Beauty:

Ülkemizin Gaziantep yöresinde “American Beaut” diye de bilinden bu eserimizde, inceden sübyancı ve su katılmamış bir godoş olan Rasim’in kendi ölümünü anlatmasıyla olaya başlıyoruz. Adeta bir Gerçek Kesit havasında gelişen filmin hikâyesi boyunca esas adamımız, karı kız düşkünü patronunun harcamaları dururken tasarruf bağlamında işten çıkartılmanın eşiğinde olduğundan, karısıyla ve kızıyla yaşadığı sorunlarla baş etmeye çalışıyor.

[...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon

Pizza – Çatal – Bıçak Üçgeni (Karizma da dersek yamuk olur)

12 may

Efendim Ankara’dayız. Kız arkadaşım var o zamanlar Ankara’da. Böyle buralardan bunalıp da bir yerlere gitmek istediğim zaman hem kız arkadaşımı görmek, hem bir takım bürokratik işleri çözmek, en çok da Ankara’nın sokaklarında dolaşmak için otogara fırlayıp otobüse atlardım.

Ankara’ya gidip de kız arkadaşımla buluştuğumda genel olarak standart zamanlar geçirirdik. Çimlerde manda gibi uzanır sohbet eder, efendime söyleyeyim gidip bir yerlerde ufak tefek bir şeyler içerdik. Yine bu günlerden birinde kız arkadaşım “hadi sana pizza ısmarlayayım” dedi. Pizza yemeyeli baya bir zaman geçtiğini düşündükten sonra bu teklifi adeta bir Fransız Baronu asaletiyle göğsümü gererek kabul ettim. [...]

Share on TwitterShare on TumblrSubmit to StumbleUpon