<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Otomatik Armut</title>
	<atom:link href="http://www.otomatikarmut.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.otomatikarmut.com</link>
	<description>söz konusu sanatsa, sükut armuttur</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 23:57:10 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Uzaklar-2</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/uzaklar-2.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/uzaklar-2.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 16:56:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>royal_efendi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bi takım yaşanmışlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[duygusallı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=857</guid>
		<description><![CDATA[günler rüzgar hızıyla geçer gider. gülizarın güzelliği günden güne murtaza borsasında prim yapar. gün gelir murtaza gülizarı tenhada kıstırır. ve ona hayatın akışını bozacak bir teklifte bulunur. benimle çay içmeye gelir misin? çok masum bir sorudur bu, altında hiç bir kötü niyet yatmamaktadır. sadece oturup çay içmek ve bir iki kelam etmektir niyeti. gülizar daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>günler rüzgar hızıyla geçer gider. gülizarın güzelliği günden güne murtaza borsasında prim yapar. gün gelir murtaza gülizarı tenhada kıstırır. ve ona hayatın akışını bozacak bir teklifte bulunur. benimle çay içmeye gelir misin? çok masum bir sorudur bu, altında hiç bir kötü niyet yatmamaktadır. sadece oturup çay içmek ve bir iki kelam etmektir niyeti. gülizar daha önce böyle bir teklif almadığından yüzü kızararakta olsa olur dedi. parkın dereyi gören masalarından birine oturdular ve 2 çay söylediler. murtaza lafa nasıl başlayacağını bilemiyordu ama bir yerden başlaması lazımdı. çok güzelsin, güzelliğin beni büyülüyor, seni görünce elim ayağım birbirine dolanıyor, her zaman yanında olmak, varlığını hep hissetmek istiyorum dedi gülizara.</p>
<p><span id="more-857"></span></p>
<p>gülizar çok utandı yüzü kıpkırmızı oldu. heyecandan az daha masadan kalkıp gidecekti. aynı zamanda da çok sevinçliydi bu onun aldığı ilk resmi teklifti sonuçta, bonservisi elinde olduğundan isterse kabul edebilirdi. teşekkür ederim murtaza dedi gülizar. bu söylediklerin gerçekten çok güzel ve ben de senden hoşlandım. arasıra görüşürsek ben de çok mutlu olurum dedi. murtaza az kalsın ağlayacaktı mutluluktan ama çaktırmadı. gülizara teşekkür etti ve akşam olmadan seni evinize bırakayım diyerek ayağa kalktı. evlerinin önünde ayrıldılar.</p>
<p>murtaza akşam eve sığamadı. kendini sokaklara attı. bir marketin önünde mahallenin gençlerini gördü. onlarla takıldı. saat epey ilerleyince eve dönmek için ayrıldı. yolda gelirken okulun duvarındaki resimler geldi aklına. insan nasıl hayal kurup öyle resimler yapabilirdi ki? kesinlikle yetenek işi bu dedi kendi kendine, yoksa isteyen herkes güzel resimler yapardı. o zamanda ressamların bir özelliği kalmazdı. belki de resim insanın kendini ifade etme biçimidir dedi. çoğu resmi kelimelerle anlatamazsın ama hepsinin anlattığı bir öykü olmalı içinde. ressamda romancı gibi, ama kelime yerine fırça kullanır, o resimler herkese başka hikayeler anlatır. çünkü anladıklarımız geçmişte yaşadığımız, gördüğümüz, dinlediğimiz şeylerle bağlantılı olarak idrak edilir.</p>
<p>murtaza köprüden geçerken etraf o kadar güzeldi ki, bir resmin içinden geçer gibi hissetti kendini. bu değişik bir duyguydu. eve geldiğinde ahali çoktan uyumuştu. bir film cd si alıp vcd ye yerleştirdi ve yatağına uzandı. &#8220;Dila Hanım&#8221; izleyerek uykuya daldı.</p>
<p>rüzgar gibi geçti günler. bakkalda, manavda, parkta, bahçede buluştular konuştular hep. aşk dedikleri o duyguyu nirvanaya çıkardılar. her gün 1-2 saatlerini beraber geçirdiler. murtaza daha düzgün bir adam olmuş, çevresinde saygı değer bir yer etmişti. artık anneler çocuklarına onu örnek gösteriyor, yeni doğan bebelerine murtaza adını vermekten gurur duyuyorlardı. murtaza bir gün şaziye&#8217;den sıkıldığını farketti. popüler kültür onuda esir almıştı. amerikancı olmuştu, belkide elitist. şaziyenin her kıyafetine, her hareketine bir kusur buluyor günden güne ondan uzaklaşıyor, onu kendinden uzaklaştırıyordu.</p>
<p>çarşıda pazarda gezerken bir yerde soluklanma ihtiyacı hissetti murtaza. bir kafeye uğradı bir çay söyledi en demlisinden. çay geldi ve bir sigara yaktı en camel&#8217;inden. boş boş yoldan geçenlere bakarken radyoda eskiden duyduğu ama dinlemediği bir şarkı çalmaya başladı. şarkı çok hoşuna gitmişti. birden o günleri hatırlayıverdi. yoldan geçen insanlara baktı, etraftaki binalara her şey ne çabuk değişmişti. aklına &#8220;değişmeyen tek şey değişimdir.&#8221; diyen zat-ı muhterem geldi. pek hayırla olmasa da onu yad etti. dünyada tek gerçek ölümken insanoğlunun bu çabası neydi acaba. hepimiz bir gün buraları bırakıp gidecekken ne için uğraşıyorduk ki? madem ölümü öldüremiyorum, bu kadar çaba harcamadan hayatımızı sürdüremez miydik? hergün köpek gibi çalışıp 3-5 saat uykuyla yaşamaya mecbur kalmak zorunda mıyız? daha insani yaşamak için çok fazla para mı gerekir? çok fazla soru vardı kafasında. bir çoğunun cevabını düşünmek bile korkutuyordu onu. çok fazla kafa yormaya da gerek yoktu zaten. insanların alıştığı ritmi bozmamak lazımdı, kurulu düzene karşı gelmemek gerekirdi.</p>
<p>çayını içip hesabı ödedi ve karşı yolda yürüyüş yapan insanların peşine takıldı. aklına &#8220;insanlar, para kazanmak için sağlıklarını kaybederler, sonra da sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybederler.&#8221; diyen vatandaş geldi. içinden &#8220;hay ağzını öpeyim patron.&#8221; dedi. adam haklıydı. bu insan denen canlıyı anlamak zordu. 3 günlük hayatlarımız kısır döngüler içinde savrulup gidiyordu. bu kadar kafa patlatmadan sonra murtaza&#8217;nın karnı acıktı. ilk gelen dolmuşa binip eve attı kendini. yemekten sonra caddeye çıktı. bakkaldan sigara aldı. yolda mahallenin gençlerini gördü onlarla şakalaştı. sokağa gelince şaziye&#8217;nin evden çıktığını gördü, önce gitmek istemesede peşinden gitmeye karar verdi. sokak biraz uzaklaşınca şaziye&#8217;ye yaklaştı ve selam verdi. şaziye pek oralı olmadı. murtaza da oralı olmasa hemşeri sayılacaklardı ama murtaza tekrar selam verdi. şaziye, murtazanın artık çok değiştiğini ve onu eskisi gibi sevmediğini söyledi. bir daha onunla görüşmeyeceğini ve onun karşısına bir daha çıkmamasını söyledi. murtaza şok oldu. hiç beklemediği bir anda böyle bir tepki almak çok zoruna gitmişti. ama bir yandan da haklı buldu kızı o söylemese murtaza bitirecekti nede olsa.</p>
<p>bir kaç ay geçmeden şaziye başkasıyla nişanlandı. murtaza çok duygusal bir öküz olmuştu bir anda. buna dayanamayacağını düşünüp başka bir şehre gitmeye karar verdi. ailesiyle konuşup anlaştılar. murtaza amcasının yanına gidecek, orada üniversite hazırlık kursuna kaydolacak ve sınava hazırlanacaktı. murtaza ayrılmadan önce son bir kere şaziye ile konuşmak için fırsat kolladı ama şaziye yüz vermedi. murtaza bavulunu toplayıp amcasının yanına, yeni maceralara yelken açmak için, gitti.</p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar-2.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar-2.php&amp;text=Uzaklar-2&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/uzaklar-2.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar-2.php&amp;name=Uzaklar-2" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar-2.php&amp;title=Uzaklar-2" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/uzaklar-2.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Noel Hikayesi</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/noel.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/noel.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 00:47:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[bi takım yaşanmışlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[nostalcikli]]></category>
		<category><![CDATA[almanya]]></category>
		<category><![CDATA[auschwitz]]></category>
		<category><![CDATA[berlin]]></category>
		<category><![CDATA[ejder]]></category>
		<category><![CDATA[erasmus]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[ırmağı]]></category>
		<category><![CDATA[italyan]]></category>
		<category><![CDATA[kolombiya]]></category>
		<category><![CDATA[krakow]]></category>
		<category><![CDATA[macht]]></category>
		<category><![CDATA[nazi]]></category>
		<category><![CDATA[noel]]></category>
		<category><![CDATA[polonya]]></category>
		<category><![CDATA[steve]]></category>
		<category><![CDATA[story]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<category><![CDATA[toplama kampı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=812</guid>
		<description><![CDATA[
Küçüklüğüm boyunca birbirinden heyecanlı, umutların havada uçuştuğu, ağaçların kesilip kesilip evlerde süslendiği noel filmlerini izleyip durdum.  Bu filmlerdeydi noel babalar hediyeleriyle çatılara konan. Bu filmlerdeydi o noel babalar bacadan girip hediyeleri bırakan… Ve ben ki, hiç kar yağmayan, kışın sıcaklığın 20 derecelerde dolaştığı şehirde kavruk bedenli bir evlat olarak noel babanın bizim buralarada ne yapacağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="lightbox" title="nohohohoel" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/nohohohoel.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-841" title="nohohohoel" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/nohohohoel.jpg" alt="" width="500" height="403" /></a></p>
<p>Küçüklüğüm boyunca birbirinden heyecanlı, umutların havada uçuştuğu, ağaçların kesilip kesilip evlerde süslendiği noel filmlerini izleyip durdum.  Bu filmlerdeydi noel babalar hediyeleriyle çatılara konan. Bu filmlerdeydi o noel babalar bacadan girip hediyeleri bırakan… Ve ben ki, hiç kar yağmayan, kışın sıcaklığın 20 derecelerde dolaştığı şehirde kavruk bedenli bir evlat olarak noel babanın bizim buralarada ne yapacağını merak edip durdum. Bi kere çatı denen bir olgu yoktu. Bildiğin binaların üzerinde damlar vardı. İkincisi o damlarda baca yoktu. O halde metin güneş enerjileriyle noel baba ne sik yesindi? Tüm bu sorular kafamı kurcalarken otobüs durdu.</p>
<p><span id="more-812"></span>İngilizcesi az çok düzgün olan bir insan evladının üniversitede yapabileceği en büyük aktiviteye girişmiş, Erasmus’u kazanıp Budapeşte topraklarında dost ortamında rakı gecesiyle kutlanan doğum günümün hemen ertesinde Polonya, ordan öte Almanya istikametli bir yola çıkmıştık. Sabahın köründe çıktığımız yolu bayaa bi katettikten sonra otobüs sonunda durmuş, bir işeme fırsatı elde etmiştik.  “Özel… Kalk lan mola verildi.” dedim. Özel, beraber yola çıkmış olduğum dostumdu. Özer ismini yanlışlıkla defalarca Özel olarak yazmayacak kadar gerizekalı biri olmadığıma, isminin Özel olduğunu bildiğime kanaat getirmiş bu arkadaşım dürtmemle kendine geldi. Slovakya topraklarındaydık. Otobüsün durduğu yer bir benzin istasyonuydu. Bizdek<a href="http://www.musicom.com.tr/images/basinda/89650BF56BBEC4D904F8C357587c.jpg"><img class="alignright" title="ismail cmyk" src="http://www.musicom.com.tr/images/basinda/89650BF56BBEC4D904F8C357587c.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>i Şekerpınarı Dinlenme Tesisleri’nden çok farklı bir yapıya sahipti. Anons yapılmadan sessiz bir şekilde yanaşmıştı otobüsümüz. İçerde hiçbir süs eşyası, anahtarlık, lokum, cezerye, danseden İsmail YK oyuncağı ya da  “En çok güldüren fıkralar” gibi kitaplar yoktu. Uykulu gözlerle gözlemelerini bitirmeye çalışan insanların yerine gayet sade bir şekilde tuvaletlere doğru ilerleyen insanlar vardı. Biz de o insanların arasına katılıp tuvalete girip çıktık. Refleks olarak elimi uzattım kolonya dökülsün diye. Lanet olsundu. Kolonya da yoktu… Dinlenme tesisini yiyecek bir şeyler bakmak için gezdik. Ambalajını çok artistik bulduğumuz bi iki ıvır zıvır aldık. Sonuçta uluslar arası markaların dışında ürünlerin ne olduğu konusunda zerre bilgimiz yoktu.</p>
<p>Otobüs tekrar hareket etmeye başladığında bizim çoktan afyonumuz patlamış, saatlerce sürecek olan taşak muhabbetimizin ısınma hareketlerine girişmiştik. Sabahın köründe karlı dağların arasından geçen yollarda ilerleyen, içinde sadece iki Türk’ün sesinin yankılandığı bu sessiz otobüsün ön sıralarından birden biri kalkıp arkalara, bize doğru gelmeye başladı. Galiba muhabbetimiz ses getirmişti. Pek Avrupa insanını andırmayan, zayıf, orta boylarda, siyah saçları yana yatmış, gözlüklü ve itici olmayan bir topsakala sahip beden iyice bize yaklaştı ve durdu. 1 saniye bile sürmeyecek bir duraksamanın ardında şu sözcükler dudaklarından çıktı: <strong>“Abi Türk müsünüz?”</strong> Bu cümle, gurbet ellerde karşılaşan iki ya da daha fazla Türk’ün karşılaştığı an kurduğu default cümledir. Bu cümlenin ardından artık otobüs iki değil üç Türk’ün sesiyle fazlasıyla dolmuştu.</p>
<p>Hüseyin şanslı olanlarımızdandı. Kendisi Polonya’da iş bulmakla kalmayıp vakti zamanında Türkoloji okumuş Leh bir bayanla yuvasını kurmuştu. Okuduğu bölümden de anlaşılacağı üzere eşi Türkçe bilen biriydi. Bunun dışında 9 kadar dil bildiğini duyduğumuzda bayaa şaşırdık. “Hangi diller?” diye sordum. “İşte İngilizce, Rusça, Almanca…”diye saydı birkaç tane. Sonra da ekledi: ”Bi de Slovakça, Çekçe gibi böyle bi kaç saçma dilleri biliyor işte…” “Saçma diller mi? Ulan o dili konuşan, derdini anlatmaya çalışan insanlar var. Sırf sayısı az diye dili niye küçümsedin şimdi?” diye içimden geçirdim. Yolculuk boyunca klasik Avrupa- Türkiye karşılaştırmalarını yapıp durduk. Kimi zaman bizimkiler “çok iyi” oluyordu, kimi zaman ise “bizden adam çıkmaz yeaaa…” oluyordu. Gurbette karşılaşan Türkler olarak “yaa her yerde de Türkler var haa… İlla ki karşına çıkıyorlar” şeklinde konuşarak ironinin de dibine vurduk. Hüseyin Budapeşte ziyareti sonrası eve dönüş yapıyordu. Dönüş boyunca da telefonu defalarca çalıp durdu. Arayan her defasında eşiydi. “Şu an neredesiniz?”,”Yemek yapayım mı?”,”Yemek olarak ne yapmamı istersin?” şeklinde sorular soruyordu. Hüseyin şanslı olanlarımızdandı…</p>
<p style="text-align: left;">Uzun bir yolculuk sonrasında otobüs Krakow garına yanaştığında birbirimizin feysini alıp vedalaştık (feys almak). Güneş doğalı birkaç saat geçmiş olmasına rağmen her yer buz kesiyordu. Polonya’nın para birimi farklı olduğundan (zloti. 100’de birine groszy denilip groşi diye okunuyor. Herhalde bizdeki kuruş buradan gelme.) ATM’den para çekip hemen hostele doğru yola koyulduk. Şehir çok da büyük olmadığından hiçbir taşıta ihtiyaç duymadan hostelin bulunduğu caddeye geldik. Buraya kadar her şey tamamdı fakat binayı bi türlü bulamıyoduk arkadaş… Tamam sıralı binalar vardı ama aradığımız binanın numarasını göremiyorduk. O olduğundan şüphelendiğimiz bir binaya girdik. Bina avluya açıldı. Avluda karşımıza 2-3 bina çıktı ama hostel adına ne tabela var ne bişe. Bi tanesine girdik, Half Life 2’de Gordon Freeman’ın kaçtıktan sonra girdiği binalara benziyordu. Hastane gibi bişe çıktı karşımıza sonra zaten. Baktık olacak gibi değil, avludan öte caddeye tekrar çıkıp ileri geri volta atıp durduk. En sonunda avludan tekrar içeri girip diğer binaları kontrol ettik ve aradığımız yeri bulduk. <a class="lightbox" title="plan" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/plan.jpg"><img class="size-full wp-image-826 aligncenter" title="plan" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/plan.jpg" alt="" width="442" height="272" /></a></p>
<p style="text-align: left;"><a class="lightbox" title="plan" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/plan.jpg"></a>Bir hostele göre gayet lüks bir yerdi ama girişin olduğu yerde İsalı misalı şeyler gördükten sonra içeri girdiğimde bir iki aziz resmi görünce “Ulan buranın abi evlerine mi geldik naaptık mnakoym? Gizli kapaklı yerde dinli minli resimler var. Hem bi de zaten ucuz yerden tutmuşuz” şeklinde içimden geçirsem de odadan salona doğru süzülen iki dişi ceylanı görünce bu düşüncemden vazgeçtim. Meğersem daha yeni kurulmuş hostel. Girişin hemen yanında resepsiyonluk yapan Martha adında bir hanım kız bizi karşıladı. Genç bir kıza göre yapılı, siyah saçlı, gözlüklü bu arkadaş bizi görünce “4 gün,2 kişi sizlersiniz, değil mi?” diye sırıttı. Odaları internet üzerinden ayırdığımız için “Buyrun abi?” şeklinde bir karşılama olmaması gayet normaldi. Yaban ellerde hemen geyiğe, hemen makaraya sarmaya meraklı iki arkadaş olaraktan oda için kayıtlarımızın yapıldığı sırada çoktan muhabbete başlamıştık bile. Martha orada okuyan İsrailli bir öğrenciydi. Vakti zamanında bolca sayıda Musevi bulunan Polonya’da 2. Dünya Savaşı sırasında ülkeden kaçan ya da daha sonraları ülkeyi terk etmiş bir ailenin sonraki nesillerinde İsrail’de doğmuş bir evladı olması muhtemeldi. Zira Lehçesi gayet iyiydi. Yani en azından bize söylediği öyleydi. “Ne okuyosun Martha?” dedi Özel. Kimya gibi bişi demişti zaar. Tam hatırlamıyorum ama muhabbetten de uzak kalmamak için “Peki kaçıncı sınıfsın?” diye sordum ben de. “Üç… Ama bi sene hazırlık okudum” dedi. “Hee… İyi… Dört senelik mi?” diye sormaya varmadan “Gelin odanızı göstereyim” dedi. Kapısını açtığı odada 6 ranza, dolayısıyla 12 yatak vardı fakat, bu yataklardan birinde Asyalı, diğerinde de milletini tespit edemediğim bi kız yatıyordu. Çantalarımızı usul usul bırakıp direkt salona, kahvaltımızı yapmaya geçtik. Hostel ucuz olduğu yetmiyormuş gibi (4 gün için 9 euro) bi de utanmadan kahvaltıyı da ücrete dahil etmişti ki, bizim için müthiş bir nimetti bu. Mısır gevreği- süt, yağ-reçel, kızarmış ekmek- bal, çay-kahve kombinasyonlarıyla sağlı sollu abandık bu bahsi geçen nimetlere…</p>
<p>Hava kararalı (nasıl kelime lan bu?) çok geçmemişti ve biz de ortalığı turlamaya hazırdık. Öncelikle şunu diyeyim dostlar, “oraların taksimi” diyebileceğimiz yerler çok kısıtlıdır o topraklarda. Yani genelde insanların aktığı caddeler yerine şehir <a class="lightbox" title="ejderello" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/132953_469745461533_698841533_6241687_4899410_o.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-819" title="ejderello" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/132953_469745461533_698841533_6241687_4899410_o-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>meydanları vardır fakat ortalama iki gencin o bölgelere göç sebebi, aşağı yukarı Türklerin Anadolu’ya göç etme sebebiyle aynıdır: Bereketli topraklar… Ve tabii ki de insan görmek. O meydanlar oraların taksimidir ama aynı zamanda taksimi değildir. Zira karşılaşacağınız şeyler eğer noel zamanları ise sesi sonuna kadar açılmış LK JNS gibi mağazalardan gelen 3 yaz öncesinin müziklerinden ziyade ailelerinin ellerinden tutmuş çocukların neşeli gülüşmeleridir. Bu bahsi geçen zamanlarda noel pazarı diye kendimizce adlandırabileceğimiz yerler kurulur. Ve yine sizin kafanızda ilk canlanan çadırlı pazarlarda <strong>“GEAAAALLL GEAAAALLL ABLAAA NOEEEL İNDİRİMİİ BUNLAAAR!!!”</strong> diye çığıran insanların bulunduğu bir mekanın aksine, ufak ufak ahşap kulübelerden oluşmuş bu kulübelerde envai çeşit salam-sosislerin pişirildiğini, yöreye ait turistik ürünleri (tabii ki de “güzel insanların şehri krakow hatırası” yazılı toz şeker kaşıklarından bahsetmiyorum), yine yöresel yemekleri, çeşit çeşit şeker- çikolataları, sıcak şarapları görebilirsiniz. Pazarda en çok ilgi çeken şeyler ise büyüklü küçüklü ejder biblolarıydı.</p>
<p style="text-align: center;"><a class="lightbox" title="krakow meydanı" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/165533_469744571533_698841533_6241654_3880277_n.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-888" title="krakow meydanı" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/165533_469744571533_698841533_6241654_3880277_n-300x225.jpg" alt="" width="414" height="309" /></a></p>
<p>Polonya efsanesine göre, şehre yerleşimin henüz yapılmadığı dönemlerde, Vistül Irmağı’nın hemen dibinde yer alan Wawel Tepesi’nde bi ejder yaşarmış. Bu ejder karı kız yemeye bayılırmış. Mecazi anlamda değil yani… Çevre köylere inermiş, ordan birkaç bakire kız kapıp mideye indirirmiş. Bu alışkanlık haline geldiğinden köylüler direkt ejdere kızlarını kurban etmeye başlamış. Böyle böyle bakire kızlar ya ejderin mideye inerek ya da “ulan ejderin midesine gideceğime demircinin oğlu Andrew’e verim, hem zevkimi almış olurum hem de hayatımı kurtarmış olurum” diyerekten şehirde tek bakire kalmış, o da kralın kızı… Kral da demiş ki, “Her kim bu ejderi ortadan kaldırıp kızımı huzura erdirirse ona vereceğim…”sonradan da eklemiş: ”Kızımı yani…” Bunu duyan ve demircinin oğlu Andrew kadar şanslı olmayan nice yiğitler ejderin ateşli nefesi karşısında heba olmuş. O dönemin civan delikanlılarından olan bir ayakkabıcı ustasının yanında çıraklık yapan Skuba’nın canına tak etmiş. “Yeter lan…” demiş. “Abazalıktan düz duvara tırmanır olduk. Memlekette karı kız bırakmadı ropsu çocuu… Ejderse ejder… Artık riske gireceğim zira sağ elim tutmaz oldu.” Diye mesaisi biter bitmez fırlamış dükkandan. Gitmiş bir koyun bulmuş. Sonra o koyunu sikmiş… Şaka lan şaka… Kükürtle doldurmuş koyunu. Sonra da ejderin yakınlarında bi yerlere bırakmış. Ejder bunu görür görmez mideye indirmiş tabii… Bi süre sonra da feci derecede susayan ejder, ırmaktan suyu içmeye başlamış ama ne ala.. Su kesmemiş bunu, daha da içmiş. Artık suyu içe içe ırmağın yarısını kurutmuş ve dayanamayıp patlamış.  Skuba da muradına ermiş tabii… İşte bizim bildiğimiz atasözünün aksine onun aslı “am gelecek yerden koyun esirgenmez” şeklindedir ve sözün arkasında yatan hikaye budur dostlar.<a class="lightbox" title="Herbisey" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/133885_176221295743789_100000677586188_396241_1859626_o.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-817" title="Herbisey" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/133885_176221295743789_100000677586188_396241_1859626_o-220x300.jpg" alt="" width="241" height="329" /></a></p>
<p>Böylesine güzel bir efsaneye ev sahipliği yapmış şehirden alınan ejder biblosunun bi değeri olur değil mi normalde? Peki biz ejder biblosu yerine ne aldık sayın okurlar? 2 adet noel şapkası ve bir tane sırt kaşıyıcısı… Akşam karanlığında kafada noel şapkaları, suratta güneş gözlüğü ve içlerinden birinin çantasından fırlayan sırt kaşıyıcıyla ne kadar absürd göründüğümüze aldırmadan arşınladık krakow sokaklarını… Enikonu şehri iyi bir dolaşıp bişiler atıştırdıktan sonra hedefimizde mekan turlamaları vardı. İlk olarak son derece sade bi mekana girdik. Daha önce leh birasını tatma şansım olduydu ama adamakıllı ilk defa o anda tadına bakabildim ve iddia ediyorum ki dünyadaki en lezzetli biraların arasına girmeyi kesinlikle başarır. Özellikle olur da Zubr markaya rastlarsanız affetmeyin. Bir iki ellilik ve iki çift muhabbetten sonra diğer mekanları turlamaya koyulduk. Kapıdan çıkarken de muhabbete devam ediyorduk. Tam çıkışa vardığımızda barda gözümüze çarpan bi adama rastladık. Dışarda sigarasını içen ak saçlı bu amca sorup da Türk olduğumuzu öğrendikten sonra gayet cool bi tavırla 2-3 defa Türkiye’yi ziyaret ettiğinden bahsetti. Aynı coollukta birden Atatürk’ten bahsetmeye başladı. Gözümüze fazla bakmadan, bi yandan da sigarasını çekerek “Öyle bi lideriniz olduğu için çok şanslısınız çocuklar.” Gibi cümleler kuruyordu. Her ne kadar gururlansak da noel şapkalı, güneş gözlüklü ve sırt kaşıyıcılı iki genç olarak gururlandığımız ne kadar belli olabilirdi ki?</p>
<p>Bi sonraki mekan daha canlıydı… Böyle loş ışıklı ama daha fazla muhabbetin döndüğü mekana geldik ama “ulan yanlış bi yere mi geldik lan yoksa?” diye düşünmeden edemedik. Bu sefer hosteldekinin tam aksine, odadan çıkan kızlar endişemi götürmek yerine arttırıyordu. <a class="lightbox" title="ozel" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/133757_469741046533_698841533_6241572_6849687_o.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-846" title="ozel" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/133757_469741046533_698841533_6241572_6849687_o-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Zira hepsi gereğinden fazla güzeller ve hepsi gereğinden fazla sayıdaydılar. İşte o güzellerin arasından bir tanesi bize doğru geliyordu… Menüyü uzatıp “Ne isterdiniz?” diye sordu. Listede gördüklerimiz ışıklı meyve tabağı tarzında şeyler olmadığından yanlış yerde olmadığımıza kanaat getirdik. Fiyatların düşüklüğü ise suratımıza ekstradan bi sırıtış getirdi. Aynı hanım kızımız sipariş ettiğimiz alkolsüz normal insan içeceklerini getirdikten sonra Özel “Nasıl teşekkür ederim diyorsunuz?” diye sordu. Öyle hoş bi tonda “Cjekuye” demesinin ardından Özel de aynısını gayet iğreti bi şekilde kıza söyledi, kız gülümseyip döndü ve gitti. “Yavşak” diye geçirdim içimden.</p>
<p>Üçüncü mekan ki, aynı gecenin son ve şahsen favorim bi rock bardı. Öyle bi mekan düşünün dostlar ki, sevdiğiniz tarzda dekore edilmiş olsun, tam sevdiğiniz müzikler olsun ve bunlar yetmiyomuş gibi orada aynı zevklere ait birbirinden güzel hatunlar gözlerinizin içine baksın. Bu sefer mesele gelirken yolda düşündüğüm kavruk bedenlilerin topraklarında noel babanın ne yapacağı değil, noel babaların topraklarında kavruk bedenlinin ne yapacağıydı. Ve dostlarım o an kavruk bedenliliğimizin ekmeğini yiyorduk. Abartısız 7 adet dişi gözü üzerlerimizdeydi.(Bi tanesi önündeki elemanın koca kafasından dolayı tek gözle bakabiliyordu) Tüm gözler üzerimizdeyken cool tavırlarla, zaman zaman sesimizi biraz daha yükselterek konuşup (Türkçe tabii) biraları yudumladıktan sonra hostele dönüşü gerçekleştirdik.</p>
<p>Bu sefer karşılaştığımız görüntü o sabahki ıssızlıktan çıkmış, bizim gibi farklı farklı yerlerden gelen insanların dolaşıp tv izlediği daha bir ev havası taşıyan yere dönüşmüştü. Mutfak kısmında 2 kız 1 erkekli grup henüz yemeğini bitirmiş, odalarına doğru gidiyordu. Bir çift de odadan salona çantalarıyla çıktılar. Herhalde onların süresi dolmuştu. 3lü kanepede oturan bizim yaşlarımızda 2 eleman vardı. Bi tanesi kucağındaki laptopla karşı taraftan birileriyle konuşuyor, diğeri de aldırış etmeden dergi okuyordu. Konuşmalardan elemanların İtalyan olduğunu anladık. Onun dışında az ötede mini bi laptopla ciddi işler çevirir gibi görünen orta yaşı çoktan açmış bi adam vardı. Başka bir kanepede tek takılıp tv izleyen ve Tim Curry&#8217;e feci derecede benzeyen bir amca daha vardı. Arada diğer adamla konuşuyordu. Onun da aksanından İngiliz olduğu besbelliydi ama laptoplu amcayı tam çözemedik. O da Teksaslıymış meğersem.</p>
<p>Ertesi gün Özel&#8217;in dürtüklemeleriyle uyandım. Sabahın körüydü ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Auschwitz" target="_blank"><strong>Auschwitz</strong></a>&#8216;e gitmemiz gerekiyordu. <strong>&#8220;HMMFPPSBEŞDAKKADAĞHIIAAA&#8230;&#8221;</strong> diyerek böylesine kritik bi yere yapılacak yolculuğa duyarsızlar gibi götümü döndüm. Fakat Özel&#8217;in ısrarcı dürtüklemeleriyle 5 saniye sonra hazırlanmaya başlamıştım. &#8220;Sabah sabah Auschwitz mi olur yaa?&#8221; diye içten içe söylenerek otobüs durağına doğru gittik. Vardığımızda oraya gidecek olan otobüslere bakınırken Rus aksanına çok yakın bi aksanla <strong>&#8220;EKSKÜUZZ Mİİİ&#8230;EKSKÜUUZZ Mİİİ&#8221;</strong> diye ses duyduk. Sağa döndüğümüzde kel, kilolu, orta boylarda, koca burunlu, renkli gözlü bi amca bize doğru geliyordu.<strong> &#8220;PLİZZ EKSKÜUZ Mİİ ARRR YU GOİNG TU AUŞWİTTZ?&#8221;</strong> diye ekledi. <strong>&#8220;Yes&#8221;</strong> dedik dolayısıyla. Adam orda kendince Auschwitz&#8217;e taksicilik yapan biriymiş ve otobüs parasının yarısını ödememiz karşılığında kendi arabasıyla bizi götüreceğini söyledi. Auschwitz&#8217;e yani&#8230; &#8220;Noluyo la?&#8221; diye kıllansak da adam referans olarak gösterdiği toplama kampının fotoğraflarından oluşan kartpostalların arkasında yazan &#8220;Listen to this guy. Totally awesome.You will have a great time <img src='http://www.otomatikarmut.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> &#8221; şeklinde yazılar ve adamın sunduğu olanaklar gayet cazip geldi. Biz de kabul ettik.</p>
<p>Adını hatırlayamadığım bu adam, şimdiye kadar tanıştıklarım arasında en ilginçler listesinde kafadan en üst sıralarda yer alabilecek biri. Sağlam bir İngilizcesi yok. Muhtemelen müşteri götürüp getirmekten az çok geliştirebilmiş. Tabii araya başka diller de girmiş. Yolculuk boyunca farklı dillerden potpori yaparak cümleler kurup durdu. &#8220;Sinyoorr,please excuse me&#8230;das ist empty fields&#8230;empty&#8230;no money, no fruit&#8230;poland, mafiia (yazıldığı gibi telaffuz ederek) corruption, police, bribe&#8230;too bad,too bad&#8230;&#8221; anahtar kelimelerden yola çıkarak anladığımız kadarıyla Polonya&#8217;da memurların rüşvete feci derecede meyilli oluğunu, mafyanın bol oranda kol gezdiğini, votkanın su gibi içildiğini, hatta son noelde trafik polisinin 2 gecede 2.500 kadar kişiye alkolden ceza kestiğini tekrar tekrar anlatıp durdu. Şunu büyük bir içtenlikle söyleyebilirim ki, Türkiye&#8217;de taksiye bindiğim vakit içimden &#8220;ulan inşallah geyikçi bir şöför değildir.&#8221; diye dua ederken bu adam için &#8220;ulan inşallah geyiği bitirmez&#8221; diyordum. Herşeyden önce konuşmanın arkaplanında çıkarcılık yoktu. Gayet samimi bir şekilde ülkesinde olup biteni apaçık anlatıyordu. Ülkenin durumunu bir öğretmen ya da eğitim seviyesi yüksek birinden dinlemek yerine ülkenin tam içinden birinden dinlemek daha merak uyandırıcıydı. Bizim ülkedeki taksiciler gibi karı kız muhabbetine, bir siyasi grubu göğe yükseltmek ya da yerin dibine sokmak, diğer şöförlere laflar sokmak yerine kendi anlatabildiği kadarıyla düzgün bir muhabbet kurarak yarım saatlik yolculuğumuzu eğlenceli bi hale sokuyordu. Tren raylarını gördüğümüzde onları işaret ederek &#8220;İşte bunlar&#8230;&#8221; dedi. &#8220;Son durakları Auschwitz. Almanya&#8217;dan geliyor bu raylar.&#8221; Psikopat herifler sırf kampa esir götürmek için Almanya&#8217;dan bizzat ray döşemişler.</p>
<p><a href="http://www.flickr.com/photos/muratpalta/sets/72157625643373105/"><img class="aligncenter" title="Auschwitz" src="http://farm6.staticflickr.com/5207/5333434666_1a1ac4478f_z.jpg" alt="Auschwitz" width="460" height="460" /></a></p>
<p>Hemen kampın karşısındaki resturanda bişiler atıştırdıktan sonra içeri girip ödedik parayı. Kampa açılan meydana çıktığımızda o ünlü tabelayla yüzleştik: &#8220;<span style="color: #000000;"><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arbeit_macht_frei" target="_blank"><strong>ARBEIT MACHT FREI</strong></a></span>&#8221; Göğün gri, yerin bembeyaz olduğunu düşünün. Ağaçlar kurumuş, kargalar uçuşuyor, zamanında elektrik verilmiş dikenli telleri, kocaman duvarları ve firar edenlere verilen cezalarla ilgili tabelaların uyandırdığı kan donduruculuğun üzerine kafanı kaldırdığında gördüğünüz bu yazıyı hayal edin. Daha içeri bile girmeden yeterince etkilenmiştik. Bu bölümle ilgili geri kalan kısımları çok fazla ayrıntısıyla anlatmak istemiyorum. Ama o ölüm duvarını, mahkumların ahırdan farkı olmayan odalarını (mecazi anlam yok. gerçekten yerlere samanları sermişler en basitinden), sadece bir kişinin ayakta kalabileceği şekilde tasarlanmış ve asla ışık alamayacak hücrelerini, diri diri sokuldukları kazanları, gaz odalarını ve o odalar için kullanılan kimyasalların dağ oluşturacak çoklukta olduğunu gözlerimizle gördük. Kadın esirlerin kesilip ayrı bir bölümde tutulduğu saçları, o saçlardan yapılmış kumaşları gördük. İnanın anlatabileceğim ve gerçekten insanın kanına dokunacak çok şey var ama oraları görmeyen birine göre çok da fazla birşey ifade etmez. Şahsen ben de başta çok fazla etkileneceğimi sanmıyordum ama çocukların ayakkabılarının olduğu kısmı ve ordaki kıyafetleri, oyuncakları vs görmem son noktaydı. Orada çok uzun bir vakit geçirdikten sonra hava kararmak üzereyken yola koyulduk. Aynı eleman aynı muhabbetleri dönerken yine anlattı ve biz yine dinledik. Şehre döndüğümüzde adama rızkını ve kendi isteğiyle elde ettiği bahşişini verip hostele koyulduk tekrardan.</p>
<p>Hostele varınca Özel direkt salona geçti. Ben de odaya doğru girerken kapıyı bir açtım ve biri zenci olmak üzere yerde 7-8 adet kız gördüm. Hepsi yerde çömelmiş, çantalardaki eşyaları kendilerince düzenliyorlardı. Konuşmaları Portekizce&#8217;ye benziyordu ama emin olamadım. 2 Asyalı kız çoktan gitmiş, 1 Asyalı erkek gelmişti. O da yataklardan birinde uyuyordu. Eşyalarımı bırakıp salona koştum <strong>&#8220;Özel lan&#8230;Kız sürüsü toplanmış olm bizim odaya&#8221;</strong> diyecekken Özel&#8217;in İngiliz amcayla muhabbete dalmış olduğunu gördüm. 43 yaşında tek tabanca takılan Steve adındaki Manchester&#8217;lı bu adam sık sık bu şehre gelip kafa dinlermiş. İngiliz aksanından pek bi sik anlamayan insan evladı olarak Steve&#8217;in aksanı bana göre gayet anlaşılırdı. Üstelik bir İngilize göre oldukça konuşkan sayılırdı. Bi süre muhabbetin üzerine cila olarak bira kıyağıyla Steve&#8217;i bayaa sevdik biz. O gece yine dışarı çıkacaktık. Baktık eleman iyi biri, dedik <strong>&#8220;Steve&#8230;&#8221;</strong>,<strong>&#8220;Bu akşam içmeğaa çıkcaz, gelcen mi?&#8221;</strong> adam kabul etti ve bir süre sonra koyulduk yola. Özel&#8217;in internetlerden okuyarak not aldığı mekanların Noel arifesinde kapalı olduğunu görünce Steve <strong>&#8220;Siz en iyisi gelin bakalım benle&#8221;</strong> diyince <strong>&#8220;OK, You&#8217;re the boss&#8221;</strong> felağn olduk aabi. Neyse efendim, bu abimizle sokakları arşınlaya arşınlaya Yahudi mahallelerine geldik. Singer Pub adında bi yere girdik. Yanlış anlaşılma olmasın, Swinger değil, bildiğiniz dikiş makinası markası olan Singer&#8230; Zira eski dikiş makinaları yeniden dekore edilerek masaya dönüştürülmüştü. Mesela karşındakiyle konuşuyorsun ya, bütün dikkatin masanın ortasındaki dikiş makinasına kayıyor. Bahsi geçen masaların birine oturup 2 içtikten sonra Özel yine 50lik kapmaya bar kısmına doğru ilerledi. Tam bi Türk evladı olduğundan ordan bizim masaya doğru bağırarak bişiler dedi.<strong> &#8220;HE?&#8221;</strong> diye cevap verdim yanaşarak. <strong>&#8220;Hangi marka istiyodun sen la?&#8221;</strong> dedi <strong>&#8220;Zubr&#8221;</strong> dedim. <strong>&#8220;50&#8242;lik he mi?&#8221;</strong> dedi, dedim <strong>&#8220;Hee 50&#8242;lik&#8230;&#8221;</strong> Biz böyle kendi aramızda Türkçe konuşurken kafamızı çevirdiğimizde barmaid&#8217;in bayaa bize doğru eğilmiş, bizi dinlemekte olduğunu farkettik. <strong>&#8220;Hayırdır?&#8221;</strong> dercesine baktım. <strong>&#8220;Hangi dili konuştuğunuzu anlamaya çalışıyordum da&#8230; Kulağıma çok farklı geldi ama çok güzel.&#8221;</strong> dedi. Türkçe olduğunu anlayınca şaşırdı. Kendisi vakti zamanında Türkiye turu yapmış. Karşılaştıklarından bahsetmeye başladı. Baktık muhabbet koyulaşıyor, Steve&#8217;i de çağırdık oraya. Bar önü taburelerine oturmuş, kendisi de barın arkasında arada bir millete içki servisi yapıyor, bir yandan da bizimle konuşuyordu. Bir süre sonra diğer barmaid de geldi. Artık servislerle o ilgileniyordu. Kadın da bizle muhabbete daldı. Osmanlı &#8211; Lehisten ilişkilerinden girip sinemadan çıkaraktan muhabbet harlanmış, harlandıkça içmiş, içtikçe de Steve ufaktan amı götü dağıtmaya başlamış, amı götü dağıtmaya başladıkça da kıza yazmaya başlamıştı. Tüm bunlar gerçekleşirken de kızın 3 defa kapak cevaplar vermesiyle de ufaktan bozulmuştu Steve. Gerek zamanın bi hayli ilerlemesinden gerekse Steve&#8217;in yeterince allaşıp morlaşmasından kalkmaya karar verdik. Ordan dönüşte de son bi mekana uğrayıp az daha içtik. İçtikten sonra masamıza shot şeklinde votka getirildi. Biz <strong>&#8220;Noluyoz la?&#8221;</strong> bakışları atarken garson cevapladı: <strong>&#8220;Müessesemizden&#8230;Marry Christmas!&#8221;</strong> bu kıyağı da aldıktan sonra hostele dönüş için yola koyulduk. Steve <strong>&#8220;Durun mnakoym, sabahtan beri yürüyüp durdunuz kurtlular gibi. Şurdan bi tramvaya binelim bari.&#8221; </strong>dedi. Ama ingilizce söyledi tabii buları.<strong> &#8220;Gece yarısı bileti nerden bulcaz, zaten heryer öğlen 3&#8242;te kapandı&#8221;</strong> dedi Özel.<strong> &#8220;Bişi olmaz, tramvayın içinde makinaları var.&#8221;</strong> diyince bi sonraki tramvaya atladık. Steve bizim adımıza aldı biletleri ama ne kontrol oldu ne bişe&#8230; Hal böyle olunca da bileti boşa kullanmış gibi hissettik. Sonra hostelimize dönüp direkt uykuya daldık.</p>
<p><a class="lightbox" title="tuz madeni" href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/163849_469744636533_698841533_6241656_8284758_n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-892" title="tuz madeni" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/163849_469744636533_698841533_6241656_8284758_n.jpg" alt="" width="567" height="151" /></a></p>
<p>Ertesi gün Özel’in dürtüklemeleriyle uyandım. Sabahın körüydü ve Tuz Madeni&#8217;ne gitmemiz gerekiyordu. <strong>“HMMFPPSBEŞDAKKADAĞHIIAAA…”</strong> diyerek yine  götümü döndüm. Fakat Özel’in ısrarcı dürtüklemeleriyle 5 saniye sonra  hazırlanmaya başlamıştım. Hostelden çıkıp tramvay durağına geldik. Biz beklerken karşımıza ayyaşın biri geldi ve para dilendi. Nefesindeki votka kokusu bizim bile içimizi ısıtmıştı. Bu ingilizce dilendikçe biz Türkçe <strong>&#8220;Abim inan İngilizcemiz yok&#8221; </strong>diye cevap veriyorduk. Biz böyle diyince &#8220;Russian?&#8230;French?&#8230;German?&#8221; diye saymaya başladı. İçimizden &#8220;Oha mnakoym dilenci bile bizden çok dil biliyor&#8221; diye geçirdik. Ama sadece diğer dillerde nasıl dileneceğini öğrenmiş olması da muhtemeldi. Biz böyle kendimizi avutaduralım, adam kurwa çekerek gitti. Biz de bilet almak için arkadaki makinaya döndük ama bozuktu. &#8220;Siktret hacı, tramvayın içindeki makinalardan alırız bileti&#8221; dedim. O sırada aynı odada kaldığımız Asyalı eleman geldi. Makinaya yönelince &#8220;Bozuk o abim&#8221; şeklinde cevap verdik. &#8220;Memleket nere?&#8221; diye sorduk &#8220;Yapan&#8221; dedi. Çok geçmeden tramvay geldi. İçerde biz hariç 6-7 kişi vardı. Makinaya yöneldik bilet almak için ama bi baktık, İngilizce seçenek yok ve zibilyon tane buton var. &#8220;Hangisi mnakoym yaa?&#8221; diye uğraşırken benden dahiyane bi fikir geldi: &#8220;Yav siktiredin hacılar&#8230; Zaten bugün noel. Noel noel kim sabahın köründe kontrol edecek ki?&#8221; bu görüşüm konusunda 3&#8242;te 3 oy birliğine varılınca geçtik yerlerimize. Çok geçmeden bu 6-7 kişiden 5&#8242;i ayağa kalktı ve kollarına bantları taktılar. &#8220;ANASINISİKİİM KONTROLCÜ LAN BUNLAR!&#8221; şeklinde şok geçirdik. Sırasıyla bilet kontrolü yaptılar. Sıra bize gelince hep bir ağızdan &#8220;Abi&#8230;Lehçe yazıyordu&#8230;İngilizce yok&#8230; Bileti alamadık&#8230;Bilmiyoduk yeminle&#8230;&#8221; kelimelerini içeren karışık cümleler kuruyorduk. Kuruyorduk dediğim 2 kişi&#8230; Japon çoktan susarak teslim olmuştu ama bizim parayı ödemeye hiç ama hiç niyetimiz yoktu. Kişi başı Türk Lirasıyla 100, bizim için ödenmemesi gerekecek kadar fazlaydı. Adamlar &#8220;olmaz, bir sonraki durakta ineceğiz ve siz cezayı ödeyeceksiniz&#8221; dedikçe &#8220;Abi yeminle bilmiyoduk,biz Türk&#8217;üz. Sen kendini yerimize koy. Türkiye&#8217;ye geldiğini ve makinanın Türkçe olduğunu düşün, napardın?&#8221; diye cevap veriyorduk. İçlerinden biri &#8220;Şöföre gidip ona sorardım&#8221; diyince sallama tarihindeki en büyük sallamalardan biri dudaklarımın arasından süzülüp kulaklarda çınladı: <strong>&#8220;ABİ İYİ DE BİZİM ÜLKEDE DE ŞÖFÖRLE KONUŞMAK YASAK&#8221; </strong>Tabii ki pek fazla etkili olmadı. Ama bir yandan da kafalarını karıştırdığımızı farkettim. Bir sonraki durakta indik. Bunlar cezayı ödememizi istediler ama biz kasten uzun ve karmaşık cümleler kurarak duruma itiraz ediyorduk. Öte yandan bir gün öncesinden şöförün Polonya memurlarının rüşvete duyarlı olduğu bilgisi aklıma geldi. Uzun pazarlıklar yavaş yavaş şekil değiştirmeye başlamıştı. Özel içlerinden birinin kolundan çekip &#8220;Bi saniye özel konuşabilir miyiz?&#8221; diyince eleman hiç tereddüt etmeden diğerlerinden ayrıldı. &#8220;Hayır gelemem, ne konuşacaksak iş arkadaşlarımın önünde konuşman gerekir&#8221; diyebilirdi ama demedi. Baktık iş olacak gibi değil, Özelle anlaşıp cebimizden bi miktar para çıkararak &#8220;Tüm paramız bu&#8221; dedik. İçlerinden biri o sırada açık olan cüzdanıma göz atarak &#8220;O paralar ne peki?&#8221; dedi? Dedim &#8220;Forint abi bunlar&#8230; Sana yaramaz. Bak yanıma fazla Polonya parası almamışım. Bugün son gün gitçez çünkü&#8230;&#8221; halbuki yalan&#8230; Adamlar bunun üzerine yakın çevrede exchange office aradılar ama nafile&#8230; En sonunda iki kişiden 20 Lira alıp ayrıldılar. Japon tek başına 100 Lirayı ödedi kerizim benim&#8230; Bunlar gider gitmez hemen arkadaki ATM&#8217;ye dönüp gıcır gıcır paralarımızı çektik ve bir sonraki tramvaya binip ordaki yolculardan birinden rica ederek biletimizi almayı başardık. Japon&#8217;un yol parasını da ben ödedim.</p>
<p>Efendim gerek tur rehberiyle, gerek 20-25 kişilik japon kafilesiyle Avrupa&#8217;daki ilk tuz madenlerinden birine yapılan uzun süreli ziyaretimizden sonra akşamın ilk ışıklarıyla acıkmaya başlamış, soluğu tekrar dışarıda almış, atıştırmak için şehrin karlı sokaklarını gezinmeye başlamıştık fakat noel gecesi şansımız pek açık değildi. Sonunda kebap satılan açık bir yere rastladık. Resturan gerek ismiyle, gerek süslemeleri olsun, dekoru olsun buram buram Yunanistan kokuyordu. İçeri girip iyiyyakşamlar diledik. Elemana döneri yaptıraduralım, muhabbete girmek için adamın Yunan olup olmadığını sordum. Zira adam at kuyruğu yapılmış uzun kıvırcık saçları ve hafif kavruk teniyle akdeniz esintileri taşıyordu. Akdeniz esintileri taşıdığı konusunda haklıydım fakat şu bir gerçek ki, Cezayir de bir Akdeniz ülkesiydi. Ve adam da Cezayirliydi. &#8220;İyi de neden böyle Yunan ayaklarındasınız?&#8221; diye sordum, &#8220;Abi&#8221; dedi &#8220;Müslüman olduğumuzu öğrendikleri vakit fazla ekmek yiyemiyoruz. O yüzden kendimizi böyle kamufle ettik. Patron da zaten Mısır&#8217;lı&#8230;&#8221; diye ekledi. &#8220;E mnakoym noel gecesi açmışsınız tükanı, kebap satıp duruyorsunuz&#8230; Bu mudur kamufle?&#8221; diye geçirdim içimden. Dönerlerimizi yiyip koyulduk tekrar hostele.</p>
<p>Gerçek anlamda götümüz kurtluydu. O kadar yorulmamıza rağmen hala biryerlerde takılacak kuvvet kalbimizden asil damarlarımıza doğru pompalanıp duruyordu. Bu sefer dışarı 5 kişi çıkacaktık. Çünkü hostelde 2 kişiyle daha tanışmıştık. Biri kız biri erkek olmak üzere bizim yaşlarımızda iki Kolombiyalı&#8230; Bu arada odamızdaki esrarengiz kızlarla çoktan tanışmış, çılgın sambacıların membağı olan Brezilya&#8217;dan geldiklerini kendilerinden öğrenmiştik. 6-7 Brezilyalı, 2 Kolombiyalı, 2 Türk ve 1 İngiliz 23 Nisan çocukları gibi beraber dışarıda takılmaya davet ettik fakat onların gitmeleri gereken başka yerler vardı. Biz de 5 kişi çıktık dışarı. Şaşırtıcı olan şuydu ki, Noel arefesi neredeyse heryer kapalıydı fakat Noel gecesi sadece içilecek mekanlar açıktı. Biz de bunlardan bir tanesine gittik ve fişneli birayı ilk defa orda tattım. Noel öncesi Singer Pub&#8217;daki muhabbet koyuluğunu birebir Kolombiyalılarla da tattık. Bi süre sonra işemek için masadan kalkıp tuvalete yöneldim fakat tek kişilik tuvalet kapısının ardında uzun bir kuyruk vardı. Ben de bu kuyrukta yerimi alıp bekleyim dedim. Beklerken yan masadan &#8220;Pişşt&#8230;pişşt&#8221; diye sesler duydum. Döndüğümde bir hatunun seslendiğini farkettim. Sağa sola tekrardan bir baktım fakat yok&#8230; Kız gerçekten bana sesleniyordu. &#8220;Nerelisin?&#8221; diye sordu. Ben de anında götü kalkmış biri olarak cool ayaklarına yatıp &#8220;Tahmin et&#8221; dedim. Mnakoym İspanyol, İtalyan demesini beklerken ilk tahminde tutturdu. Ama hemen bozulmanın sırası değildi. &#8220;Dur, şimdi de tahmin sırası bende&#8230; Lehsin öyle diil mi?&#8221; dedim. Ben de ilk tahmini tutturarak intikamımı almayı başardım. Gerçi kızın bozulacak birşeyi de yoktu. Sonuçta tip olarak Türk ve Leh arasında dağlar kadar fark var. Onlarda saklamanın bir alemi yok nasılolsa&#8230; Neyse efendim benim için ayaküstü, onun için oturduğu yerden iki muhabbet ettikten sonra kıza &#8220;Bizim masaya gelsene, su çok güzel.&#8221; dedim, &#8220;Kusura bakma, gelmeyi isterdim ama şu an arkadaşlarımlayım. Üstelik 2 dakika sonra bilmemnereye doğru geçeceğiz, isterseniz siz burdan öte oraya gelebilirsiniz.&#8221; dedi. Bu söz benim bilinçaltıma doğru &#8220;Beyaz Tavşan&#8217;ı takip et&#8230;&#8221; şeklinde mesaj olarak indi. Bilmemnere dediğim yer şu an adını hatırlayamayacağım mekandı. İşedikten sonra masaya gelip &#8220;Yeaaa ben sıkıldım, bilmemnere diye bi mekan duydum da oraya gidek mi?&#8221; şeklinde ayak yaptım, yemediler. Gerçeği anlattım &#8220;Oooo arkadaşları da vardır kesin&#8230;&#8221; mesajıyla bir süre sonra ayrıldık mekandan. Kolombiyalılar hostele koyuldu, bizler mekana&#8230;</p>
<p>Gerçekten tahmin ettiğimiz olmuş, arkadaşlı bir ortamla karşılaşmıştık. Orda da bir tanışma faslı gerçekleştirip sarhoş olmaya başlayınca Steve yine amı götü baymanın eşiklerinde dolaşma turlarına çıkmıştı. Artık ayağı kalkmış, dans ettiğini sanarak ileri geri sallanıyordu. Geç olmuş, gitmenin vakti de gelmişti. &#8220;Haydi Steve, geç oldu, gidiyoruz&#8221; dediysek de &#8220;Yeaa siz gidin ben daha burdayım&#8221; diye cevap verdi. Defalarca ısrar etmemize rağmen inat etmiş, biz de onu orada bırakmak zorunda kalarak hostel yolunu tutmuştuk.</p>
<p>Evet sayın okurlar, hayatımdaki ilk noel de bu şekilde gerçekleşmiş oldu. Ertesi öğlen hepimiz yeni uyanmış, Steve&#8217;in &#8220;I blame you guys!&#8221; diyerek bizi orda bıraktığına dair suçlamalarına maruz kalmış, aynı gece bu sefer İtalyan elemanlar&#8217;la bir süre takılmamızın ardından Steve yine sapıtmış, bir mekana girişi bodyguardlar tarafından engellenmiş, geceyi İtalyanlarla takılarak harcadıktan sonra onun da ertesi sabahı Berlin&#8217;e doğru yeni yılı geçirmek üzere yola çıkmıştık. Bu da bambaşka bir maceraya açılacak bir kapıydı ve biz bundan habersizdik&#8230;</p>
<p><img class="aligncenter" title="sirt kasiyici" src="http://images.gittigidiyor.com/3680/Dekoratif-Gorunumlu-Sirt-Kasima-Eli__36807236_0.jpg" alt="" width="407" height="270" /></p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fnoel.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fnoel.php&amp;text=Bir+Noel+Hikayesi&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/noel.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fnoel.php&amp;name=Bir+Noel+Hikayesi" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fnoel.php&amp;title=Bir+Noel+Hikayesi" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/noel.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzaklar</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/uzaklar.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/uzaklar.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 13:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>royal_efendi</dc:creator>
				<category><![CDATA[bi takım yaşanmışlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[gülizar]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[murtaza]]></category>
		<category><![CDATA[şaziye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=771</guid>
		<description><![CDATA[Ortaokul yıllarında bir çocuk adı: murtaza. murtaza içine kapanık, dersten başka bir şey düşünmeyen bir çocuktu. futbol oynamasa da dersten yarım saat önce gelir okulda top oynayan arkadaşlarını izlerdi. sınıfta herkesle konuşur şakalaşırdı. sınıf arkadaşlarıyla okul dışında da görüşüp gezerlerdi. ama murtazanın zaafları vardı. gazetelerin arka sayfa güzellerini kesep bir defterde toplardı. bir nevi koleksiyonerdi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ortaokul yıllarında bir çocuk adı: murtaza. murtaza içine kapanık, dersten başka bir şey düşünmeyen bir çocuktu. futbol oynamasa da dersten yarım saat önce gelir okulda top oynayan arkadaşlarını izlerdi. sınıfta herkesle konuşur şakalaşırdı. sınıf arkadaşlarıyla okul dışında da görüşüp gezerlerdi. ama murtazanın zaafları vardı. gazetelerin arka sayfa güzellerini kesep bir defterde toplardı. bir nevi koleksiyonerdi. haftada bir iki kez bakar iç geçirirdi. şimdi bu çıtırları hangi pezevenk düdüklüyor diye düşünürdü hep. bir de komşu kızı şaziye. ah şaziye ah. yaktı çocuğun başını. murtaza buna anadan doğma aşıktı. kızın ablasıda fena değildi ama şaziyeye tutulmuştu bir kere. boş zamanlarında şaziyeye asılır ona sarkıntılık yapardı. ama şaziye liseli gençlerle takılır, murtazaya yüz vermezdi.</p>
<p><span id="more-771"></span></p>
<p>dolmuş şehrimizde yeniydi. millet daha alışmadığından ayakta yolcu olmuyordu. bir gün dolmuş beklerken şaziye de geldi. pek yüz vermeden beklemeye başladı. murtaza nereye lan böyle der gibi baktı ama kız yüzünü çevirdi. dolmuşa bindiler, yarısı doluydu. şaziyenin yanına oturmadı, arkadada bir yere oturdu. içinden hala aynı şeyi tekrar ediyordu- nereye gidiyor lan bu?- çarşıya gelince şaziye müsait bir yerde inmek istedi, inmek istediği yer müsait dolmayınca şöför biraz ilerde indirdi. murtaza da peşinden indi. muratza takip etmeye karar vermişti. ona yüz vermeyen, liseli gençlerle fingirdeşen, murtazanın varlığından rahatsız olduğunu belli eden, güzel bir ablaya sahip şaziyeyi takip edecekti. bildiğin maldı işte, su katılmamış öküz. takip edince ne olacaktıki? şaziyenin yiyişmesini izleyip hayal mi kuracaktı, ya da erkek arkadaşlarıyla buluşmayıp kızlarla gezdiğini görse mutlu mu olacaktı? murtaza artık çok bilinmeyenli bir denklemin içindeydi ve matematiği o kadarda iyi değildi.</p>
<p>kış mevsimi çok şiddetli geçer buralarda. bir yağmur başladımı iki gün durmadan yağar. bir yerde on dakika bekleyelim yağmur durunca gideriz muhabbeti olmaz onun için. alt yapı iyi olmadığından yetenekli futbolcuda çıkmaz, etraftaki yağmur suları da gitmez bi yere. murtaza yağmuru sevmez pek. o daha çok karı sever. karı sevmeyen yoktur zaten. karı kız da murtazayı sevmez arada böyle bir karambol var. allahtanki daha kış gelmemişti, o gün yağmurda yağmıyordu. yağsa ne olurdu sanki? artık dolmuş var zaten.</p>
<p>murtaza bir daha şaziye ile ilgili hayal kurmadı. şaziye artık bir hiçti, yoktu. şaziyenin ablası gülizar vardı artık murtazanın düşlerinde.</p>
<p>pazartesi yine bir gün hayatta. sanki bitmeyen çöl kumu günlerden biri. köpek kılı kadar çok olduğundan günler, çoğu bir birbirinin aynı sayılır. o güne heyecan katmazsan yaşamadın say dedi murtaza. heyecan, aksiyon ve birazda aşk olursa filmler gişe yapar. akşamüstü bakkalın önünde bir meyve kasasında oturup düşünürken gülizarın fırına gitmesi müthiş bir heyecandı murtaza için, onun peşinden koşarak ona yaklaşmak en feci aksiyon ve onunla bir iki kelam edip varlığını ona hissettirmek mükemmel bir aşktır. bu eş kenar üçgeni oluşturmaksa hayatı farklı kılmak, günü sürüden ayırmak ve o anı ölümsüzleştirmektir. bu hikayede geçen meyve kasası ise sadece bir aksesuardır. gerçek kişi ve kurumlarla alakası yoktur.</p>
<p>günler murtaz için daha güzel olmaya başlar. onun sevgisine ufakta olsa bir gülümsemeyle karşılık veren birini bulmuştur sonunda. gülizarla muhabbetleri hal hatır sormanın dışına çıkmamıştır henüz. murtaza ne zaman açılacak olsa gülizarın hafif yollu kardeşi şaziye oracıkta bitmektedir. ulan bir türlü kurtulamadım bu karıdan diye düşünüp durur murtaza.</p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar.php&amp;text=Uzaklar&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/uzaklar.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar.php&amp;name=Uzaklar" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fuzaklar.php&amp;title=Uzaklar" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/uzaklar.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönmek &#8211; O Tabak Bitti</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/o-tabak-bitti.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/o-tabak-bitti.php#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2011 21:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>uuth</dc:creator>
				<category><![CDATA[bi takım yaşanmışlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[duygusallı]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[national geographic tadında]]></category>
		<category><![CDATA[dayak]]></category>
		<category><![CDATA[dönmek]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[gidiş]]></category>
		<category><![CDATA[gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[göt]]></category>
		<category><![CDATA[halı saha]]></category>
		<category><![CDATA[karizma]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[muhtar]]></category>
		<category><![CDATA[sabri]]></category>
		<category><![CDATA[şaplak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=657</guid>
		<description><![CDATA[İşte o tabak bittiğinde ben gitmeye başlamıştım. Milyon gitmelerden milyonda birine. Bu gidiş, hiç dönülmeyecek olan milyonlarcasından biriydi ve milyonlarca gidişin bir tanesi bile gerçekten gitmekle sonuçlanmamıştı.
Hepsinden de kötüsü, o kadar gidiyorum demiştim ki, bir allahın kulu da karşıma dikilip &#8220;ulan nerdesin ki nereye gidiyorsun&#8221; dememişti.

İstanbul&#8217;daydım. Gitmenin ücretli olduğu tarafta, Avrupa yakasındaydım. En atarlı zamanlarımda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/gitmek.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-658" title="gitmek" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/gitmek-1024x515.jpg" alt="" width="438" height="219" /></a>İşte o tabak bittiğinde ben gitmeye başlamıştım. Milyon gitmelerden milyonda birine. Bu gidiş, hiç dönülmeyecek olan milyonlarcasından biriydi ve milyonlarca gidişin bir tanesi bile gerçekten gitmekle sonuçlanmamıştı.</p>
<p>Hepsinden de kötüsü, o kadar gidiyorum demiştim ki, bir allahın kulu da karşıma dikilip &#8220;ulan nerdesin ki nereye gidiyorsun&#8221; dememişti.</p>
<p><span id="more-657"></span></p>
<p>İstanbul&#8217;daydım. Gitmenin ücretli olduğu tarafta, Avrupa yakasındaydım. En atarlı zamanlarımda körüklü İETT otobüslerine binip eltisine giden teyzelere yer veriyordum yüreğimdeki acılarla. Toplum yapımız ve çevreye bakış açımız, hiçbir zaman bir Latin Amerika veya İspanyol filmindeki dram ve kederleri yaşatamazdı bize. Şömine karşısında açtığınız kırmızı şarabınızı ince bir hüzünle yudumlarken mahalle piçleri zile basıp kaçabilir. Alıp da başınızı gitmek istersiniz, ancak uçaklarda yer kalmadığından son bileti kalan otobüs firması STAR BATMAN SEYAHAT ofisinde kendinizi bulabilirsiniz. Olabilir tüm bunlar.</p>
<p>Hayatımda bir yerlere gitme kararını ilk olarak ortaokulda almıştım. Bir tenefüs başlangıcında sıra arkadaşım Sabri ile beraber tuvalete girmiştik. Bir sonraki derste yapılacak olan sözlüden yırtmak için <strong><em>&#8220;el kaldırayım da el kardırmayanlardan birini seçsin&#8221;</em></strong> gibi über stratejilerimi kurgulayarak işimi hallettikten sonra çıktım. Sabri de işini bitirmiş, lavaboya eğilip yüzünü yıkıyordu. Hemen solundaki lavaboya geçereken Sabri&#8217;nin götüne sert bir şaplak attım. Sabri doğruluyordu. Kafasını sağa çevirip kapıya baktı. Sonra Sabri&#8217;nin kafası sola doğru dönüyordu.</p>
<p>İşte hayatımın ilk gitme kararını orda aldım. Çünkü Sabri kafasını bana doğru çevirirken, mavi olan göz renklerinin siyahlaştığını, sarı olan saçlarının kahverengi tonlara doğru çaldığını gördüm. Normal şartlarda büyüyen bir insan bu kadar kısa sürede bu kadar çabuk değişemezdi. Netekim götüne o sert şaplağı attığım çocuğun Sabri değil, son sınıflardaki serserilerden biri olduğunu anladım.</p>
<p>Hiçbir şey olmamış gibi ellerimi yıkamaya devam ettim ve çıktım. Okul etrafında yürürken ezdikleri kola kutularıyla futbol oynayan arkadaşlarımla koşturdum biraz. Sonra o kurtarıcım olan öğretmenler zili çalmaya başladı. Bir yanda yapılacak sözlü, diğer yanda <strong>götüne şaplak attığım eleman</strong>, hayatın tüm zorlukları üstümdeki o lanet cekete bir kaç ton daha bastırıyordu. Dudaklarımdaki tüyler diken diken olmuştu.</p>
<p>Sonunda sınıfa girebilmiştim. Hiçbir arkadaşımla konuşmuyordum. Sanki ben biriyle konuşmaya başladığım zaman, <strong>götüne şaplak attığım eleman</strong> yerimi tespit edecekti. Son tenefüse kadar kimseyle bir şey konuşmadım. Son tenefüs gelip çatmıştı. Artık iyice rahatlayıp şakalar yapmaya başlamıştım arkadaşlara. Şakalarımın tümünü o aşık olduğum Gökçe&#8217;nin hemen arka sırasında, kulağının dibinde yapıyordum.</p>
<p>Birden bire sınıfın kapısı gıcırdayarak açıldı. Az sonra içeri girecek olan şeyin, benim özgüvenimin katili olacağını aşağı yukarı tahmin edebiliyordum. Gelen <strong>götüne şaplak attığım eleman</strong>dı. Önce çekik gözleriyle yerimi tespit etti, sonra bana doğru ilerlemeye başladı. Bir mucize olsun dedim, lan bir şey olsun. Gideyim, yokolayım. Ama nafileydi. Yanıma gelerek yakamdan tuttu, <em><strong>&#8220;sen benim götüme niye şaplak attın lan&#8221;</strong></em> diye sordu ve ekledi; <em><strong>&#8220;atayım mı lan seni camdan aşağı&#8221;</strong></em></p>
<p>Gözlerim bir Gökçe&#8217;ye, bir de Sabri&#8217;ye bakıyordu. Daha doğrusu, bir gözüm Gökçe&#8217;yi ararken, diğer gözüm Sabri&#8217;ye bakıyordu. Sabri&#8217;nin yüzündeki &#8220;bir fiske vurursa hemen dalarım&#8221; enerjisini görüyordum. Ama Sabri&#8217;nin bu enerjisini &#8220;abi valla ben seni arkadaşım Sabri zannettim&#8221; diyerek henüz ilk dakikada tüketmiştim. Sabri gülmekten altına sıçıyordu. Peşinden <em><strong>götüne şaplak attığım eleman</strong></em> da tebessüm ederek gitti.</p>
<p>Bu gitmeler gitmek değildi. Hayatımda ne gitmeler bitmek bildi, ne de bitmeler gitmek bildi. Kimse bir bok bilmiyordu. Şundan adım gibi emindim ki, <em><strong>götüne şaplak attığım eleman</strong></em> başka bir şekilde tekrar karşıma çıkacaktı.</p>
<p>O tabak henüz bitmemişti. Ortaokulun son sıfına gelmiştim ve artık götüme şaplak yiyebilecek kıvamdaydım. Bir mahalle maçı organizasyonuydu. Evimden baya uzak bir yerde, tanımadığımız insanlara karşı top koşturuyorduk. Durum içler acısıydı. Artık yediğimiz kaçıncı golden sonra bilmiyorum, bir korner atışı kullanacaktık. Orta sahanın tam ortasındaydım, korneri kullanacak olan arkadaşa kaş göz ettim topu bana doğru atsın diye. Bu stratejik hareketlerimi anlayarak topu yerden bana doğru gönderdi. Gelişine sert bir şekilde vurdum ve top hızla 90 diye tabir edilen noktaya girdi. Girmekle kalmadı; o sert top, sadece maçı izleyen ve boyu tam 90 noktasına denk gelen bir elemanın suratının ortasına zıbardı.</p>
<p>Bu da bana doğru ilerlemeye başladı. <strong>&#8220;Kim vurdu lan o topa&#8221;</strong> dedi. Ve dostarım, <strong>suratını zıbarttığım eleman</strong>ın gözlerinde <strong>götüne şaplak attığım eleman</strong>ı gördüm. Eleman bana doğru gelirken, etraftaki konuşmaların içinde<strong> &#8220;aha top Japon&#8217;un suratına geldi&#8221;</strong> laflarını duyuyordum. Sizler de bilirsiniz ki, o çağlarda bir insanın bir lakabı varsa ve siz onla kötü bir şekilde karşı karşıya geldiyseniz durumunuz vahimdi.</p>
<p>Ben de ona doğru ilerlemeye başladım. Gemileri yaktığımdan falan değil, elimi omuzuna koyarak özür dilemek maksatlarındaydım. Ben elimi kaldırdığım sırada, o muhteşem golün asistini yapan Serhat ibnesi, <strong>suratını zıbarttığım eleman</strong>a vuracağım düşüncesiyle koşarak elimi itti.</p>
<p>İtilen elim, <strong>suratını sıbarttığım eleman</strong>ın suratından başka nereye çarpabilirdi ki? O elin, o esnada bir yar eliyle buluşabilmesi mümkün müydü? Uzansa yıldızlara dokunabilir miydi? Tanrı elimden tutabilir miydi? Hayır. Elbette ki <strong>suratını sıbarttığım eleman</strong>ın suratına çarpacaktı.</p>
<p>İlk şoktan sonra etraftaki cümleler kulağıma geliyordu yavaş yavaş,<strong> &#8220;aha Japon&#8217;a vurdu&#8221;</strong>. Artık ezilen halkların bir kahramanıydım. Bir şehir zorbasına karşı tek başıma, bütün gücümle direnmeli ve bu halk savaşını kazanmalıydım. Yakamdan tuttu, salladı, boğazımı sıktı. Güçlükle nefes alıp verdiğim dudaklarımdan ancak<strong> &#8220;ne var lan&#8221;</strong> lafı çıkabilmişti.</p>
<p>Dudaklarımdan bu laf çıktıktan sonra artık hiçbir şeyin geriye dönüşü yoktu. Nereye gideydim? Gitmek eyvallah da, nerden nereye gideydim? Gemiler çoktan yanmıştı ve ben de batan geminin malıydım. Sonunda kaçıncı yumruğu yedim bilmiyorum, bir hengamede eğilerek çelme taktım ve onu yere yığdım.</p>
<p><strong>Suratını zıbarttığım eleman</strong> yerden kalkmaya çalışırken, ofisi hemen sahanın kenarında olan muhtar ortaya çıktı. Muhtardan çekiniyorlardı. Bu fırsatı değerlendirerek &#8220;biz kavga etmeye gelmedik&#8221; diyerek ayrıldık ordan. Gittim yani.</p>
<p>Bu ve benzeri bir kaç olaydan sonra artık gitmeler, yenilen dayaklarla değil, kaybedilen şeylerle gelmeye başladı. Gitmeler akın akın geliyordu. Ve her gittiğimde mutlaka bir başka şeye geri dönüyordum.</p>
<p>O tabak önümde duruyordu şimdi. Bir şeye bitecek deniyorsa, o şey mutlaka biterdi. Gitmek, bu sefer bir baba olarak yakaladı beni. Evlat acısını henüz başlarda tatmaya başladığım sırada, bir deniz kenarında gitmenin 40 ayrı tadını indirdim mideme. İçimde kendime karşı öfkeden deliren <strong>götüne şaplak attığım eleman</strong> vardı.</p>
<p><strong>Götüne şaplak attığım eleman</strong> bakışlarıyla hayatımın bir çok noktasında tekrar göz göze geldim. Bazen şirin bir nikılıs keyç telaffuzundan bir kaç ay sonra, bazen bir sahilde, bazen bir ayna karşısında. Göz göze geldiğim her an sağlam bir sopa yedim ve bugünlere kadar geldim. Bu günlerden sonra döneceğim hiçbir yer, hiçbir isim, hiçbir mekan, hiçbir ev, hiçbir apart kalmamıştı. O tabak bitmişti.</p>
<p>Gidişlerimin daha konforlu olması için çözüm de buldum aslında, sizlere de tavsiye edeyim. Giderken hava serin oluyor. Kalın bir şeyler giyinin. Dönüşlerinizde yaşatacağı çileden ben sorumlu değilim.</p>
<p><img class="size-full wp-image-710 alignleft" title="dönmek" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/dönmek.jpg" alt="" width="676" height="338" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p>Bu da böyle tırt bir yazı oldu. Haziran 2010&#8242;dan sonra yazdığım ilk yazı, idare edersiniz artık. Görüşmek üzere.</p>
<p><strong>Aa bu arada, bu giderken dinleyeceğiniz şarkılara bir örnek:</strong></p>
<p><!-- Dewplayer Begin--><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/dewplayer-flash-mp3-player/dewplayer.swf?mp3=http://www.otomatikarmut.com/musiki/05 - Remembrance.mp3&amp;bgcolor=FFFFFF" width="200" height="20"><param name="bgcolor" value="FFFFFF" /><param name="movie" value="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/dewplayer-flash-mp3-player/dewplayer.swf?mp3=http://www.otomatikarmut.com/musiki/05 - Remembrance.mp3&amp;bgcolor=FFFFFF" /></object><!-- Dewplayer End--><a href="http://www.otomatikarmut.com/musiki/05 - Remembrance.mp3">http://www.otomatikarmut.com/musiki/05 - Remembrance.mp3</a></p>
<p><strong>Bu da dönerken:</strong></p>
<p><!-- Dewplayer Begin--><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/dewplayer-flash-mp3-player/dewplayer.swf?mp3=http://www.otomatikarmut.com/musiki/ibiza.mp3&amp;bgcolor=FFFFFF" width="200" height="20"><param name="bgcolor" value="FFFFFF" /><param name="movie" value="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/dewplayer-flash-mp3-player/dewplayer.swf?mp3=http://www.otomatikarmut.com/musiki/ibiza.mp3&amp;bgcolor=FFFFFF" /></object><!-- Dewplayer End--><a href="http://www.otomatikarmut.com/musiki/ibiza.mp3">http://www.otomatikarmut.com/musiki/ibiza.mp3</a></p>
<p>(Çizimler için murthy bey&#8217;e ayrıca teşekkürler. Onu etle besleyin.)</p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fo-tabak-bitti.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fo-tabak-bitti.php&amp;text=D%C3%B6nmek+%E2%80%93+O+Tabak+Bitti&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/o-tabak-bitti.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fo-tabak-bitti.php&amp;name=D%C3%B6nmek+%E2%80%93+O+Tabak+Bitti" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fo-tabak-bitti.php&amp;title=D%C3%B6nmek+%E2%80%93+O+Tabak+Bitti" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/o-tabak-bitti.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
<enclosure url="http://www.otomatikarmut.com/musiki/ibiza.mp3" length="3516719" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Çarpık bacaklar, zayıf beden ve titrek bir kalp</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/carpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/carpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 19:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[national geographic tadında]]></category>
		<category><![CDATA[bedri baykam]]></category>
		<category><![CDATA[entel]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[kesim]]></category>
		<category><![CDATA[konular]]></category>
		<category><![CDATA[kütahya porselen]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tumblr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=548</guid>
		<description><![CDATA[Gündüzden önceki son karartıydı ve ben hala üşüyordum&#8230;Bu üşüme öyle bir üşümeydi ki o yaşanmışlıkların kokusunun bulaştığı yorgan bile yeterli değildi yanlızlığımı ısıtmaya.Gündüzden önceki son karartıydı&#8230;Odayı aydınlatan tek şey senin belirmeni beklediğim bilgisayarın ekranıydı. O ekranın yanında,hüzünlü dudaklarımın bıraktığı iziyle üç gün öncesinde içtiğim birikintilerin tadı hala bulunan o seramik kupam yerindeydi. Hareketsiz ve soğuk. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="yalnizli" src="http://farm6.static.flickr.com/5225/5594421619_a8329a3e91.jpg" alt="" width="424" height="424" /><em>Gündüzden önceki son karartıydı ve ben hala üşüyordum&#8230;Bu üşüme öyle bir üşümeydi ki o yaşanmışlıkların kokusunun bulaştığı yorgan bile yeterli değildi yanlızlığımı ısıtmaya.Gündüzden önceki son karartıydı&#8230;Odayı aydınlatan tek şey senin belirmeni beklediğim bilgisayarın ekranıydı. O ekranın yanında,hüzünlü dudaklarımın bıraktığı iziyle üç gün öncesinde içtiğim birikintilerin tadı hala bulunan o seramik kupam yerindeydi. Hareketsiz ve soğuk. Ama hala dudak izi üzerindeydi. İçindeki ekşimsi tadı ve üzerindeki çatlağı da&#8230;Tıpkı benim gibi&#8230;Gündüzden önceki son karartıydı ve ben aydınlığı bekliyordum&#8230;</em></p>
<p>Otomatik armut yazılarına tanıdık bi insanın tepkisi bu girişi okurken &#8220;<strong>NOLUOAMINAKOYİM?</strong>&#8221; şeklinde gelişebilir. Panik yapmayınız sevgili okurlar. Birazdan bu girişin nedenini anlatacağım. Ve gecenin yarısı tanıştığım polisin lisedeki müdür yardımcısıyla ilgili konuşmasının bu konuyla ne alakası olduğunu da&#8230; Yine uzun ama bi okusan gerisi kendiliğinden gelir tarzlı bir yazıya daha giriş yapmak üzeresiniz.</p>
<p><span id="more-548"></span>Sert ve farklı bi giriş yapmamdan ötürü kafanız biraz karışmış olabilir. Önce şu girşi bir açıklığa kavuşturayım da çileden kurtulun dostlar&#8230; Evde doğalgaz bitmiş, karta yükletmeyi de unutmuşuz. Meydana bakan bi apartmanda olmamızdan ötürü binanın kendisi zaten soğuk. Bi önceki yazımı okuyanlar şehrin zaten soğuk olduğunu bilirler. Yani kısacası soğuk combo üstüne combo yapmakta. Dolayısıyla göt deliğim büzüşmekte. Yorganı üstüme çekmişim, onun içinde koza oluşturumuşum ama sabahtan yediğim sucuklu gözleme kokusu tüm yorgana sinmiş. Bilgisayar ekranı açık duruyor çünkü sikimsonik internet hızıyla half life 2&#8242;nin inip ekranda &#8220;download completed&#8221; yazısını görmek için gecenin yarısında öyle mal mal beklemekteyim. Ekranın yanında duran <strong>kütahya porselen</strong> ürünü kupa bardağın içinde oluşan ekşimsi tad da 3 gün öncesinden içtiğim sen sun&#8217;un kokusu&#8230; Dudak izi de o sensunla yediğim 1 liralık çılgın lezzet olan Kankitos mısır cipsinin bıraktığı yağdan ibaret. Tek derdim bu amınakoyim&#8230; Ama sevgili dostlarım bu derdimi bu şekilde adam gibi anlatmak yerine vay efendim geceden önceki son karartı da yaşanmışlık da cart curt şeklinde bi güzel süsledim. <strong>GÖTÜM DONDU AMINAKOYİM LAN</strong> yerine &#8220;Yaşanmışlıkların kokusu bulaştığı yorgan bile ısıtamıyordu&#8221; dedim. Flickr&#8217;dan bulduğum duygusalımsı analog bi fotoyu da çaktım bi güzel. Üstüne bi de kimsenin bilmediği sikindirik bi indie grubun şarkısını da arkaplan olarak verip bi murthy adı yerine <strong>kupamdakibocek</strong> gibi bi numarası varmış gibi görünen bi isimle bembeyazlı bir arkaplandan ibaret bir blog oluşturup envai çeşit kızlara yavşayabilirdim dostlarım. Ama Otomatik Armut ve onu oluşturan parçaların her biri bu değildi. Otomatik Armut, sıçarken bokuna bakıp &#8220;Ne yemişim lan ben böyle&#8221; diye düşünen bir insan. O bok hiçbir zaman &#8220;yaşanmışlık&#8221; olmaz ve Otomatik Armut hergün bu biyolojik olayı gerçekleştirip yoluna devam eder.</p>
<p>Her ne kadar hesabımı bir iki kere dondurup tekrar açmış olsam da son zamanlarda Facebook&#8217;u sevmeye başladım lan&#8230; Harbi diyorum. Bi kere günümüz insanının nasıl birşeye dönüşmüş olabileceğini ama aslında ne olduğunu en iyi şekilde yüze vuran bi araç kendisi. Sadece facebook değil,tumblr da, twitter da, last fm de, blogspot da&#8230; Bu facebooktan önce internette önemli bir yer edinmiş ne vardı? Mesela ekşisözlük&#8230; İnsanlar orada kendilerine takma bi isim alıp bazı kesimleri ciddi derecede öfkelendirebilecek yazıları o isimlerin arkasına sığınarak rahatça yazabiliyorlardı. Bu da insanların yazı yazma konusundaki eğilimlerini ve ifade güçlerini özgürleştiriyordu. Ama facebook çıktıktan sonra insanlar gerçek isimlerinin arkasında başka insanlar olmaya başladılar. Hep bir şeylerin taklidini yapmaya başladılar. Herkes tek seferlik 15 dakikalık ün için facebook gibi sitelerde hazırlanıp durdu. Asıl olayın kopuş noktası da burada gerçekleşti. Önceleri hep başkası gibi ya da başka bir şeymiş davrananan belirli bir kesim varken birden herkes bu taktiği kendisine uyguladı. Önceleri herkesin parası ürünlerini satın almaya yetecekmiş gibi davranan adidas, nike gibi firmalar vardı. Irak&#8217;a demokrasi götürcekmiş gibi davranan Amerika vardı. Yazılarını her kesim anlıyormuş gibi davranan entellektüeller, tasarladığı kıyafetleri sokaktaki insan giyebilcekmiş gibi davranan stilistler, gereksiz bir ton ayrıntıyı satın alacak kitle kullanacakmış gibi davranan cep telefonu firmaları vardı. Halbuki herkes neyin ne olduğunu biliyor fakat sesini çıkarmıyordu. Şimdi her kesim başka bir şeymiş gibi davranıp bir şeyler taklidi yapmaya başladı. Fakat hala herkes neyin ne olduğunu bilio ama sesini çıkarmıyor. Bakın hala <strong>HERKES BİR MASKENİN ARKASINA SIĞINMIŞ,BAŞKA İNSANLARIN ROLLERİNİ OYNAMAKTALAR</strong> diye cümle kurmadım.</p>
<p>Ama dostlarım bu taklit belirli bir kesimin yaptığı taklit gibi normal insanın üzerine yapışamadı. Hani ana haberleri izlersiniz ya&#8230; &#8220;Avrupa Birliği&#8217;ne uyum süreci içerisinde sosyokültürel değerler ve aile yapısı&#8221; gibi bir başlık vardır ve bu konuyla ilgili görüşleri almak üzere sokaktaki vatandaşa soru sorarlar. Sokaktaki vatandaşın bu olayla ilgili bildiği bi sik yoktur ama anladığı kadarını ciddi bir şekilde anlatmaya çalışır. Önünü filan ilikler. Daha önce hayatında hiç kullanmadığı ama televizyondan öğrendiği bir kaç kelimeyi cümle içine elinden geldiğince katmaya çalışır. Şimdi sen bi insan evladı olarak ana haberlerde bu insanı kendince ciddi bir şekilde konuşurken görürsün ama bunun düz bi insan olduğunu anlarsın. Elindeki Bim poşetini görürsün. Neyin ne olduğunun farkındasındır yani ama yine de o adamı dinlersin. O adam da senin izlediğinin farkındadır. O yüzden farklı bir insan gibi davranmaya çalışır.</p>
<p>Facebook gibi sitelerdeki insanların olayı da aynen bu&#8230; Başkaları tarafından izlendiklerini bilirler. Ve kendisi de başka biri gibi davranan başkalarını izlerler. Ama en çok da kendilerini izlerler. Tıpkı o sokaktaki vatandaşın akşam eve geldiğinde ana haberlerde kendiyle ilgili bölümü izlemesi için kanalı açması gibi&#8230; O insan o bölümü izlediğinde kendince sevinç yaşar. Çünkü başkaları tarafından izlenmiştir. Varlığı hissedilmiştir. Ve o bölümü izlerken kendisini o taklidini yaptığı adamı izliyormuş gibi izler. Gerçek kendini unutur. İzleyen eş dost &#8220;Vaay Rasim abi çok yakışıklı çıkmışın be yaav&#8221; derler ama içten içe de o röportajın kendine yapıldığının hayallerini kurarlar. Bu tip siteler herkesle röportaj yapılmasını sağlar. Herkesi ünlü yapar. Bir resme &#8220;Vaaay Rasim abi çok yakışıklı çıkmışın yaaav&#8221; diye yorum yaparken öte yandan bir kaç dakika sonra Rasim abinin kendi resmine yapacağı yorumu bekler. &#8220;Mavi suyun düşünü uyutur bir tayfa arkada güvertede&#8230;&#8221; şeklinde ileti girilir. &#8220;Vaaay Rasim abi sağlam lafmış yaa çaldım haberin olsun.&#8221; diye yorum yapar. Rasim de cool bi tavırla &#8220;Sağol kardeşim&#8221; der. Herkesin ufacık ufacık dertleri olmasına rağmen Türkiye&#8217;de herkes birer ayrılıklar şairi kesilir, Bukowski sever olur. Kimisi partiden partiye akar &#8220;Yarın @kemancı&#8221; diye ileti girer hemen sonra f5&#8242;e abanır. Herkes başkası oliim farklılaşiim derken herkes yine aynı olur. Ama başka bir aynı olur.</p>
<p>Peki neden böyle bişi mevzubahistir? Hemen o kısma geçeyim. Bu olayın ardında yatan gerçek kanımca elit kesimle normal vatandaş arasındaki yüksek uçurumdur. Vakti zamanında Türkiye toprakları içerisinde oluşan zengin ve fakir kesimin arasındaki uçurumun günümüzde yavaş yavaş kapanmasıyla bu dengesizlik oluşmuş durumda. Köyden gelip büyük şehre yerleşen bir insanın ne köylü ne de şehirli olamayıp bir &#8216;varoş&#8217; olarak kimlik kazanması gibi, televizyonda gördüğü karakterleri kendisine adapte etmeye çalışan insan en fazla &#8220;vakfıkebir ekmeği arasına amerikan salatalı sucuklu sandviç&#8221; olabilmiştir.</p>
<p>Bundan bi süre öncesine kadar bilgisayar insanların hayatında fazla yer kaplamıyordu. Çünkü onu alabilecek fazla bir kesim yoktu. Televizyonda ise belirli başlı programlar vardı. Daha sonra televizyon dizilerinde ilişkilerin çok kolay yaşandığı, zengin kesimin fazla olduğu diziler piyasaya çıkınca birden ahlak anlayışıydı carttı curttu değişti. Bakın ahlaki aile değerlerine aşırı bağlı, &#8220;Sen büyüklerinin önünde nasıl bacak bacak üstüne atarsın lan?&#8221; zihniyetinde bir insan diilim. Ben de isterim ilişkilerin rahatça yaşanmasını ama aniden oluşan değişimin çarpıklığına dikkat çekmek istiyorum. Bundan 5 sene önce torununun erkek arkadaş &#8211; kız arkadaş olayına <strong>&#8220;HÖYT!&#8221;</strong> diye bağıran nene eğer bugün evlendirmeçli programlara çıkıp <strong>&#8220;malesef negatif elektrik aldım&#8221;</strong> gibi cümle kuruyorsa artık ne kadar ciddiye alabilirsin ki? Hem negatif elektriği hangi ara öğrendin sen lan? Elektrikle ilgili yaptığın en kapsamlı şey bitmiş pili buzdolabına koymaktan ibaretti. Bi de bilgisayarı ele alırsak, bundan 5 sene önce aylak bakkal taşaklarını tartarken bugün pc başında facebooktan kız dürter oldu&#8230; Hem de <strong>&#8220;mekansız aşık&#8221;</strong> olarak&#8230; Ulan ne mekansızı? Yerin belli dükkanın belli. Duvara karınca duasını asmış adamdan ne mekansız aşığı?&#8230;</p>
<p>Hep düz adamdan bahsettim dostlarım ama değneğin öteki ucundaki boka bakarsak diğer suçlu da &#8216;elit kesim&#8217;dir. Çünkü düz adamın elit kesimi anlayamadığı gibi elit de düzü anlayamamıştır. Ya böyle <strong>&#8220;Siz kimsiniz allahın köylüleri? Havyar yiyom lan ben&#8230;&#8221;</strong> şeklinde ya da<strong> &#8220;ANADOLUUU! Taşına toprağına, insanına suyuna kurban olduğum. Samimiyetinle, konukseverliğinle sarmala beni ANADOLU!&#8221;</strong> diye gayet samimiyetsiz, tırto solcular gibi bi yaklaşım içerisine girmiştir. Dolayısıyla düz adam yer yer elitten tiksinmiştir. Eğer bi insan evladı İstanbul&#8217;da karılı kızlı ortamda <strong>&#8220;Yea tanrı öldü yeaa. Zaten biz yaratmıştık, biz öldürdük&#8230;&#8221;</strong> şeklinde konuşup memleketi Tokat&#8217;taki köye dönüp dayıgilleriyle hemen şiveli konuşmaya başlıyorsa e bi zahmet düz adamın tiksinmeye de hakkı vardır.</p>
<p><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/BEDRİ.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-688" title="BEDRİ" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/BEDRİ-300x173.jpg" alt="" width="423" height="243" /></a></p>
<p>Tut ki, her ne kadar elit kesimle içli dışlı olmaya çalışsan da, öyle bir an gelir ki, senin derinlerde sakladığın Hilmi emmi, derinlerde saklanan ama süper ego tarafından  bastırılmış dürtüler gibi cart diye açığa kavuşur. Bunun en büyük örneğini bizlere zaten Bedri Baykam gösterdi&#8230; Her ne kadar yüksek bir kitleye hitap etsen de, envai çeşit sanat akımlarındaki insanlara envai çeşit yaklaşımlarla değinsen de, ve üstüne üstlük tuvale attırıp sanat adı altında bunu tanıtabilme egosuna sahip olsan da, bir bıçaklanma anında <strong>&#8221; ÖÖÖEEEĞĞAA ÖLÜÜÜYOOOM, YARDIEEAAAAM, HASTANEEEAAAA, KİMSE YOK MUUUUEEAAAA???!!!111&#8243;</strong> diye bağırırsan senin tekrar o ortamlara girmen sıkıntı yaratabilir.</p>
<p>Bu konulara bağlı kalacak şekilde tebrik ettiğim sanatçılar varsa onlar da Barış Manço ve Cem Yılmaz&#8217;dır. Barış Manço, türk insanının alışık olmadığı bir tarza sahip olduğu halde en ücra köylerdeki insanlar tarafından seve seve dinlenebiliyorsa,aynı zamanda sanatla içli dışlı insanların beğenisini toplayabiliyorsa, her iki kesime de ulaşabilmeyi başarmış demektir. Aynı durumda Cem Yılmaz envai çeşit araca sahip olduğu halde filmlerinde düz adamı çok iyi bi şekilde işleyebiliyorsa (ve düz adam da &#8220;ekekeke&#8221; diye kahkaha atabiliyorsa) köprü görevi sağlanabilmiş demektir. Bu adamı salı pazarında elinde poşetlerle de görseniz, bir yatta kokteyl partisinde de görseniz yadırgamazsınız.</p>
<p>Sittin sene önce yazdığım bu yazı öylece kalmıştı. Şimdi tamamladım ama uzun oldu bayaa&#8230; O yüzden polisli hikayeyi başka zamana (belki 3 yıl sonrasına) anlatırım. O zamana kadar siyuletır!</p>
<p>Bu arada dipnot: Dubstep&#8217;i sikeyim&#8230;</p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fcarpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fcarpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php&amp;text=%C3%87arp%C4%B1k+bacaklar%2C+zay%C4%B1f+beden+ve+titrek+bir+kalp&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/carpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fcarpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php&amp;name=%C3%87arp%C4%B1k+bacaklar%2C+zay%C4%B1f+beden+ve+titrek+bir+kalp" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fcarpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php&amp;title=%C3%87arp%C4%B1k+bacaklar%2C+zay%C4%B1f+beden+ve+titrek+bir+kalp" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/carpik-bacaklar-zayif-beden-ve-titrek-bir-kalp.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ondan Sonra Noldu?</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/ondan-sonra-noldu.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/ondan-sonra-noldu.php#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2011 16:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[bi takım yaşanmışlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[anarşik]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[ilkokul]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=616</guid>
		<description><![CDATA[

Heh&#8230; Sittin sene kadar önce yarım bıraktığım hikayeme şimdi devam edebileceğim. Sabırsızlıkla uzun süredir bu anı pek beklemediğinizi biliyorum. Ama olsun. Sonuçta siteye yazacak birşeyeler eklenmeli dimi?
Eğer önceden okumuş olanlar varsa, ilkokulda diğer devrenin sınıf mevcuduna saç bıyık vs. çizdiğimden bahsetmiştim. Yine bahsettiğim gibi, o günün ertesi okula geldiğimde başıma geleceklerden habersizdim.
Bildiğiniz ilkokul ritüellerinden sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://s7.directupload.net/images/110624/djbrxxsc.jpg"><img class="aligncenter" title="çökelek" src="http://s1.directupload.net/images/110624/shgqukdb.jpg" alt="" width="500" height="353" /><br />
</a></p>
<p>Heh&#8230; Sittin sene kadar önce yarım bıraktığım hikayeme şimdi devam edebileceğim. Sabırsızlıkla uzun süredir bu anı pek beklemediğinizi biliyorum. Ama olsun. Sonuçta siteye yazacak birşeyeler eklenmeli dimi?</p>
<p>Eğer önceden okumuş olanlar varsa, ilkokulda diğer devrenin sınıf mevcuduna saç bıyık vs. çizdiğimden <a href="http://www.otomatikarmut.com/index.php/kucuk-anarsik-olmustum-ben-oysa-ki.php" target="_blank">bahsetmiştim</a>. Yine bahsettiğim gibi, o günün ertesi okula geldiğimde başıma geleceklerden habersizdim.</p>
<p><span id="more-616"></span>Bildiğiniz ilkokul ritüellerinden sonra (&#8220;oğlum sıraya geç,evladım&#8221; nidalarından sonra dışarda dolanan öğrencileri toplayıp esir kampına sokarcasına hepsininin içerde olduğuna kanaat getirdikten sonra kapıları kapattırma, ardından gelen efendi ve ilgi manyağı çocuğun bi hitap sanatçısı edasıyla andımızı okuması ve herkesin tek bir sıra halinde, itişe kalkışa, hocaların saç baş kontrolünden geçerek sınıflara doğru ilerlemesi) sınıfta yerimi aldım. O zamanlar yanımda kim oturuyordu hatırlamıyorum ama, o gün matematik dersimizin olduğunu çok çok iyi hatırlıyorum. Şimdiye kadar gördüğüm matematik derslerini ve hocalarını çok iyi hatırlarım fakat matematik adına hiçbir şey zihnimde yer etmemiştir. Varsın hatırlamayım, matematiğin hayatımda kapladığı alan sadece proje teslimleri için hazırlanacak kağıtların boyutlarını ölçme ve para üstünü hesaplamadan ibaret olduğu için pek de önemi yok aslında. Ara sıra kendimi dahi gibi hissetmem için sudoku çözdüğüm oluyor ekstradan. Hepsi bu&#8230; O zamanlara ait hatırladığım diğer şey ise en arka sıranın bir önünde oturuyor olmamdı ki, benim için en ideal yerdir. Okul hayatım boyunca istisnalar dışında bu bölgede yer almışım ya da almaya özen göstermişimdir. Bir kere en arka en şüpheli yerdir. En ön ise hoca yavşağı çalışkan öğrencilerin yeri olmuştur. Herşeyden önce hocanın gözünün önü. Herşeyi dikkatle yapman gerek. Orta taraflar ise cücelerin, en çalışkan olmasa da az çok faaliyet gösterebilenlerin, hocaların gözetimi için yerleştirilmiş sınıf yaramazlarının yeri ya da düz öğrencilerin yeridir. Genelde öğrenciliğini o bölgelerde yapanlar mezun olduktan sonra pek de hatırlanmazlar bence.</p>
<p>İlk iki dersten sonra tüm olayların kopma noktası olan matematik dersi geldi çattı. Bu dersin hocasıyla ilişkimiz karşılıklı tiksinme şeklinde olduğunu ikimiz de biliyorduk fakat ben haylaz bir öğrenci olmadığımdan uluorta kızacak bir sebebi yoktu. Ben de üstüme o kadar varmadığından ne dersine çalışırdım ne de siklemez gibi görünürdüm. Böylece resmi kimliklerin arkasına bürünmüş karşılıklı bir tiksinti vardı. Soğuk savaş dönemi gibi birbirimizin boşluğunu gördüğümüzde ufaktan laf sokmalar oluyordu ama asla savaş gerçekleşmemişti. Evet, bu arada sivridilli bir öğrenciydim. Öğretmen olacak bu organizma, yapısı gereği yine bir ton saçma sapan şeylerden bahsederken içeri lap diye müdür, yardımcısı ve diğer devrenin öğretmeni giriverdi. Hemen tüm sınıf bi korkuyla ayağa kalktı. &#8220;Hoca içerdeyken başkası geldiğinde ayağa kalkılmaz olm&#8221; tavırlarında olanlar bile göt korkusundan ayağa kalkmayı bırak, şınav çekmeye bile hazır duruma gelmişlerdi. Ben bu kombinasyonun ne için geldiğini bunlar sınıf mevcuduna yanaşıp baktıklarında anlamıştım. O vandalist çalışmayı gördükten sonra müdür, sahneyi doldurmaya çalışan bir tiyatro sanatçısı edasıyla tekrar karatahtanın önüne doğru geldi  ve biz seyircilere doğru dönerek gayet tırstırıcı bir tonda &#8220;O sınıf mevcuduna saç bıyık çizen öğrenci teneffüste yanıma gelsin.&#8221; dedi ve sınıftan ekipmanlarıyla ayrıldı. Kapı kapanmasının hemen ardından tüm sınıf leopar görmüş antilop refleksiyle, boş bir ifadeyle aynı anda kafaları çevirip bana baktı. Matematik hocası da durumu anlayarak &#8220;sen mi yaptın onları?&#8221; diye sordu. &#8220;vetocam&#8221; diye cevap verdim. Belli ki, aradığı fırsat eline geçmişti. Yarı aşağılayıcı yarı kızgın tavırla &#8220;Oğlum psikopat mısın, serseri misin, niye yaptın öyle bişeyi?&#8221; dedi. Sınıfta bi yerlerden yavşakça &#8220;Tsısısheheheahah&#8221; diye ses geldi. &#8220;Neyse&#8230;&#8221; dedi. Derse döndü. Yarım kalan konuyu tamamladı ve beni dışarı çağırdı. Sınıf kapısını kapatıp az öteye çekerek belini öne eğip nasihat vermeye başladı. Dersten çıkan hocanın ardından başlayan öğrenci arası muhabbet seslerini bulunduğum yerden bariz şekilde duyabiliyordum. Hoca ise suratını bana doğrultmuş, konuştukça konuşuyordu. &#8220;Bak müdür bayaa kızdı, neden böyle birşey yaptı<a href="http://s1.directupload.net/images/110624/23uifnnx.jpg"><img class="size-medium wp-image-641 alignright" title="yoğunlaşşş" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/yoğunlaşşş-300x195.jpg" alt="" width="355" height="218" /></a>n? Git özür dile&#8230;&#8221; diye laf anlatadursun, ben hocanın en öndeki iki dişinin arasındaki boşluğa kitlenmiştim. &#8220;Ulan ağzına su doldurup diliyle &#8220;tçısk&#8221; diye ittirdiğinde ordan ne su sıçrar heee&#8230;&#8221; diye düşündüm bi an. Kendisi tam &#8220;Bak bence uzun uzun anlat, özür dile. Müdür bu günlerde disiplini bayaa ele aldı. Uzaklaştırma cezası alabilirsin.&#8221; şeklinde cümle kurduğu an tuvaletten dönmekte olan yan sınıftaki hastası olduğum kız koridorda belirdi. O cümle kurulurken kendisi bize doğru bakıyordu. İçimden &#8220;HAAAAAAASSSSSSSSKTTTTTTTTTİİİİERRR&#8221; diye haykırdım. Kızın önünde beş paralık olmama mı üzüliim, uzaklaştırma cezası alacağıma mı üzüliim yoksa ailemin ağzıma sıçacağına mı? Bu dertlerle kendi içimde boğuşurken hoca konuşmasını bitirdi ve içeri geçti</p>
<p>Ondan sonra geçen her dakika benim ömrümden giden 10 sene oldu. En sonunda zil çaldı ve ben boynumu eğerek alt kata inip müdürün odasının kapısını titrek bi tonda tıklatıp içeri girdim. O kişinin ben olduğunu söyledikten sonra azarlamaların ardı arkası kesilmedi. Kendisi kızdıkça &#8220;Özür dilerimocam&#8221; diyordum. Kendisi &#8220;Sorumsuz&#8221; diyordu ben &#8220;Doğrdur hocam inşallah&#8221; diye onaylıyordum. En sonunda kurduğu cümle ile o an tüm hayatımın mahvolacağını düşündüm ki kendisi de şudur: &#8220;Hemen şimdi gidiyorsun sınıfa, eşyalarını toplayıp eve gidiyorsun ve velini çağırıyorsun.&#8221; Ne yapabilirdim ki? Sınıfa dönüp eşyalarımı çantama doldururken  sağdan soldan gelen &#8220;Noldu lan?&#8221;, &#8220;Okuldan mı atıldın noldu?&#8221; soruları sırtıma atılan darbe etkisi yaratıyordu. Ağlaya zırlaya evin yolunu tuttum. &#8220;Ulan şurada araba çarpsa müdür pişman olur, ailem halime üzülür, herşey unutulur mu acaba lan?&#8221; diye aklımdan geçiriyordum. Dolmuştan inip eve yaklaştığımda kendimi toparlamaya çalıştım. Zili çaldım annem uykulu uykulu açtı kapıyı. Doğal olarak ilk soru &#8220;Noldu, niye erken geldin?&#8221; şeklindeydi. Dayanamayıp tekrardan ağlayarak herşeyi anlattım. Annem de bir güzel azarladıktan sonra giyinip okul yolunu tuttu. Ben ise evdeydim. Arkadaşlarım beni annemle görürlerse soruların artacağını, arttıkça daha da dibe çökeceğimi biliyordum. Oturdum üzgün üzgün çizgifilm izledim. Çizgifilmler okul vaktinde yayınlandığı için yenileri çıkmış ondan da haberdar oldum. Ekmek arasına çikolata felan sürdüm ama tüm bunlar acımı dindirmiyordu. Orada uykuya dalmışım.</p>
<p>Uyandığımda hava henüz kararmıştı. Dışardan okul servislerinin ve onların bıraktığı öğrencilerin sesleri geliyordu. Belli ki öğlenciler dağılmıştı. Ben hemen sabah yaşanan olayları hatırladım. Annem okuldan dönmüştü ama sormaya cesaretim yoktu. Beni görünce &#8220;Uyandın mı?&#8221; dedi. Ses tonundan tahmin yürütmeye çalıştım. Çok sinirli değildi ama yine de yaptıklarımdan dolayı kızgındı. Galiba o kadar da kötü sonuçlanmamıştı ama annemin anlattıklarını duyunca o şekilde bi gelişme olacağını hiç tahmin etmemiştim. Annemin anlattığına göre olay şu şekilde gelişiyor:</p>
<p>Kendisi okula gidiyor, müdürü buluyor ve konuşuyor. Müdür kızgın olduğunu ifade eden bir ton laf söylüyo. Annem uzlaşmacı bir şekilde &#8220;Doğrudur hocam, inşallah&#8221; diyor, &#8220;Çocuktur yapar öyle şeyler&#8221; diyor fakat çok da etkili olmuyor. Ya ciddi ciddi kısa süreli uzaklaştırma cezasını düşünüp işleme koymak için ya da meraktan adımı soruyor. Annem ismimi verdikten sonra yanında bulunan müdür yardımcısı düşünceli düşünceli bakıp &#8220;Alla allaaah,bu isim yabancı gelmiyor&#8221; diyor. Müdür bunu onaylıyor. Sonradan anlaşılıyor ki o isim yerel gazetede karikatür çizen o öğrenciye, yani bana ait. İsmimin yanında okulumun adı da yazıyordu ki o yüzden akılda kalmış. &#8220;Yav senin oğlan ne güzel çiziyor öyle yav&#8230;&#8221; diyerek yakında çıkacak olan okul gazetesinden bahsediyor ve benden bir şeyler çizmemi istediğini anlatıyor. Ceza olarak da sınıf mevcudunu tekrar çizecekmişim&#8230;</p>
<p>Ben bu hikayeyi duyduktan sonra rahatlıyorum tabii. Ertesi gün büyük bir gururla okula gidiyorum. Beni görenler şaşırıyor. Benle kavgalı olan yan sınıftaki çocuk bile &#8220;Sen okuldan uzaklaştırılmamış mıydın ya?&#8221; diye gelip soruyor. Sonradan farkettim ki o hastası olduğum kız olayı benim arkadaşlarıma anlatmış orada bulunan bu eleman da olayı duymuş. Hemen de yaymış minik kaltak&#8230; Neyse işte, tüm bunların ardından bayaa kastırarak dergi için öyle bir çizgi roman hazırlıyorum ki, bugünkü murthy bile o çocuğa büyük saygı beslemekte&#8230; Ama tabii sınıf mevcudunu sallama bi işle yapıyorum heheh&#8230; Bir de üstüne müdürle kanka olup çıkıyorum. Mezun olup diploma almaya gittiğimde anneme &#8220;Bak bu çocuğu mutlaka güzel sanatlar lisesine yazdır tamam  mı? Boşver Anadolu liselerini felan&#8221; diye ekliyor. Tabii o liselerdeki sıkı disiplin anlayışından ötürü gitmiyorum. Tüm bunlara rağmen ne müdüre ne de o sınıftaki salak salak soru soran insanlara gıcık olmuşluğum vardır. Tüm gıcıklığım o matematik hocası üzerinde yoğunlaşmış olduğundan kendimi bu olayda 1-0 yenmişim gibi hissettim.</p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fondan-sonra-noldu.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fondan-sonra-noldu.php&amp;text=Ondan+Sonra+Noldu%3F&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/ondan-sonra-noldu.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fondan-sonra-noldu.php&amp;name=Ondan+Sonra+Noldu%3F" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fondan-sonra-noldu.php&amp;title=Ondan+Sonra+Noldu%3F" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/ondan-sonra-noldu.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harb-ül Ulduz</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/harb-ul-ulduz.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/harb-ul-ulduz.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 15:34:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[darth]]></category>
		<category><![CDATA[deathstar]]></category>
		<category><![CDATA[han solo]]></category>
		<category><![CDATA[harbül]]></category>
		<category><![CDATA[kenobi]]></category>
		<category><![CDATA[luke]]></category>
		<category><![CDATA[minyatür]]></category>
		<category><![CDATA[obi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[skywalker]]></category>
		<category><![CDATA[star]]></category>
		<category><![CDATA[ulduz]]></category>
		<category><![CDATA[vader]]></category>
		<category><![CDATA[wan]]></category>
		<category><![CDATA[wars]]></category>
		<category><![CDATA[yoda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[
Bu da böyle oldu işte&#8230; Ne biliim&#8230; Daha büyük boyut için görselin üzerinde zıplıyorsun.
Bu güzide eserin posteri şurda satış aşamasında!
http://shop.bobiler.org/urun.asp?id=12&#38;c=n

				
				]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="shop.bobiler.org" href="http://shop.bobiler.org/urun.asp?id=12&amp;c=n" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-607" title="sıtar-wors" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/sıtar-wors.jpg" alt="" width="454" height="683" /></a></p>
<p>Bu da böyle oldu işte&#8230; Ne biliim&#8230; Daha büyük boyut için görselin üzerinde zıplıyorsun.</p>
<p><strong>Bu güzide eserin posteri şurda satış aşamasında!</strong></p>
<p><strong><a title="shop.bobiler.org" href="http://shop.bobiler.org/urun.asp?id=12&amp;c=n" target="_blank">http://shop.bobiler.org/urun.asp?id=12&amp;c=n</a></strong></p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fharb-ul-ulduz.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fharb-ul-ulduz.php&amp;text=Harb-%C3%BCl+Ulduz&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/harb-ul-ulduz.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fharb-ul-ulduz.php&amp;name=Harb-%C3%BCl+Ulduz" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fharb-ul-ulduz.php&amp;title=Harb-%C3%BCl+Ulduz" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/harb-ul-ulduz.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Niye?</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/niye.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/niye.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 23:23:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[bi takım yaşanmışlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[dolmuş]]></category>
		<category><![CDATA[garip]]></category>
		<category><![CDATA[iyi kötü çirkin]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı]]></category>
		<category><![CDATA[kütahya]]></category>
		<category><![CDATA[kütahya porselen]]></category>
		<category><![CDATA[kütahyalı]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[niye]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[vazo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=489</guid>
		<description><![CDATA[
Yaklaşık her 3 ayda 1 yazı eklediğimiz ve geçtiğimiz aylarda 1. yılını kutladığımız otomatik armuttan selamlarımı sunuyorum. İnanabiliyor musunuz 1 sene oldu&#8230; Yemini suyunu vermediğin mal gibi büyüttüğün evladın büyür de sevinirsin ya aynen öyle bizimkisi de. Ve hani ordudan yoklama geldiğinde oğlunun büyüdüğünü anlarsın ya, aynen biz de sitenin senelik ücret bildirimi geldiğinde anladık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/kthya.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-526" title="kthya" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/kthya.jpg" alt="" width="470" height="294" /></a><br />
Yaklaşık her 3 ayda 1 yazı eklediğimiz ve geçtiğimiz aylarda 1. yılını kutladığımız otomatik armuttan selamlarımı sunuyorum. İnanabiliyor musunuz 1 sene oldu&#8230; Yemini suyunu vermediğin mal gibi büyüttüğün evladın büyür de sevinirsin ya aynen öyle bizimkisi de. Ve hani ordudan yoklama geldiğinde oğlunun büyüdüğünü anlarsın ya, aynen biz de sitenin senelik ücret bildirimi geldiğinde anladık 1 sene geçtiğini. Neyse sevgili sayılı okurlar asıl anlatacağım mesele bu değil. Asıl anlatacağım olay <strong>KÜTAHYA</strong>&#8230; Emin olun size sıradan bir şeyden bahsetmiyorum. Sebebini anlayacaksınız&#8230;</p>
<p><span id="more-489"></span></p>
<p>İnanır mısınız sevgili dostlarım, geçenlerde bi bunalım geçirdim bi bunalım geçirdim anlatamam. Okuldan döneli 3 saat geçmesine rağmen hala okul üniformasıyla odasına kapanıp yatağının üzerine koca götüyle uzanıp radiohead &#8211; creep dinleyerek ağlayan ve <strong>&#8220;BÖHÜHEHEHA HİÇ KÖMSE BONU ONLAMIO ŞU HOYOTTO BUR SURUNGENIM BEEEN&#8221; </strong>diye böğüren ergenden daha çirkin bi görüntü sergiliyordum. Hatta ve hatta tüm bunları yaparken bi yandan &#8220;duygulu ağlıyo muyum lan acaba?&#8221; diye  aynada kendini kesen ergenden bile daha çirkin bi görüntüdeydim. Hem o boru sesinle seni kimse anlamaz tabii pis ergen&#8230; Neyse diyeceksiniz ki &#8220;Nalaka?&#8221; ben de diyeceğim ki &#8220;Sanane lan? İlla alakalı olmak zorunda mı? Blog benim blogum istediğimi yazarım&#8230;&#8221; ama demiyorum. Hatta fazla uzatmadan alakasını anlatıyorum (VAAY TABİİ) Efendim, insan çeşitliliğine, cehennem sıcağına, dakka başı kesilen elektriğine alışarak büyüdüğüm İskenderun&#8217;dan kalkıp götteki boku donduran soğuğuyla, 7/24 kapalı havasıyla ve dışarı çıktığınızda kafanızı çevirdiğiniz her yerde göreceğiniz çinileriyle meşhur Kütahya&#8217;ya öğrenci olarak gelmekle kalmayıp üzerine burdaki üçüncü seneme varmış bulundum. Daha demin de bahsettiğim 7/24 kapalı olan havası daha demin bahsettiğim bunalımıma neden oldu. Aylardan olmuş Nisan, gökyüzüne baktığında transilvanya grisi bulutlardan başka bişe görmeyince içimi kapladı bi sıkıntı&#8230; Ya dedim &#8220;uuth delircem, artık kalkıp ergen kız gibi günlük mü tutiim sıkıntımı gidermek için götümü mü parmaklayım napiim?&#8221; gibi bi sual sordum. &#8220;Armuta yaz&#8221; dedi. &#8220;Ama ikinci seçeneği de denemende fayda var.&#8221; diye ekledi, aldırış etmedim. Ama bu olayları yazmam konusunda haklıydı. Çünkü böylesine anormal bi durum yazılmalıydı&#8230;</p>
<p>Tamam, bi şekilde bu soğuğa, hava kapalılığına insan uyum sağlayabilir. Sonuçta yeni yılı kutlamak için gittiğim -25 derecelik Berlin&#8217;de gece yarısı Potsdamer Meydanın&#8217;da vakit geçirmişliğim oldu, ona mı alışamıyacağım?(Merhaba zengin, güzel ve kültürlü kızlar. Özelden bana ulaşın) Ama meydanda vazodan başka bir şey olmayan, çıktığında dolaşabileceğin bir tek sevgi yolu varken insan bunalmasın da napsın? Hayır yani Macaristan&#8217;ın az nüfuslu Kaposvar şehrinde bile dolaşılacak daha çok yer vardı. Hatta hepsi bir yana, evs (anlatması uzun şimdi) aracılığıyla orada dünyanın dört bir yanından birsürü insanla tanıştım. (Zengin, güzel ve kültürlü kızlar okey mi?) Aslında Kütahya Türkiye&#8217;nin bir bakıma özeti. Çok eski, jeopolitik olarak önemli bi konuma sahip, yeraltı kaynakları sağlam, geçmişinde de köklü bir kültür var. Bununla övünmeyi çok seviyor ama bugün gözüyle detaylı baktığınızda çok şey bulamazsınız. Jeopolitik olarak önemli çünkü Eskişehir&#8217;e 1; İstanbul,İzmir,Antalya&#8217;ya 5, Ankara&#8217;ya 4, Bursa&#8217;ya 6 saat mesafelik uzaklıkta fakat, en az bir 10 senelik mesafe havası var. Yeraltı kaynakları sağlam çünkü rezervlerin %94&#8242;ü Türkiye&#8217;de bulunan ama dış güçlerin kullanmamıza izin vermediği,izin verilse dünyanın sahibi olacağımız bor madenin büyük bir kısmı bu şehirde yer almakta. Ama işlenemiyor. Çünkü dış güçler izin vermiyor. İzin verse dünyanın sahibiyiz. Ayrıca dünyanın en güçlü ikinci ordusuyuz. Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık&#8230; Kütahya&#8217;nın geçmişi köklü bir kültüre dayanıyor. Mesela Osmanlı kültür ve edebiyatına, dolayısıyla Türk kültürüne büyük katkı sağlamış Evliya Çelebi bu şehirden çıkma. Efendim bilenler bilir, Evliya Çelebi vakti zamanında at üzerinde dört bir yanı dolaşarak buralardan notlar almış ve aldığı notları &#8216;Seyahatname&#8217; adlı eserinde toplamıştır. Kütahyalılar memleketinden çıkmış olan bu gezginle övünürler fakat ben olsaydım bi an düşünürdüm &#8220;Ulan bu adam neden bu kadar çok yer gezmiş?&#8221; diye. Adam Kütahya&#8217;dan uzak durmak için atın üzerine binip topuklamış lan daha ne olsun?&#8230;<a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/celebi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-541" title="celebi" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/celebi.jpg" alt="" width="261" height="236" /></a>Kütahya&#8217;nın Türkiye&#8217;de ün yapmış diğer bi olayı da o meşhur seramik üzerine çinisi. Aslında Türk ve doğu kültüründeki süslemeleri, efendime söyleyim bezemeleri cartı curtu severim ve bunların işlenmesini her türlü desteklerim. Ama arkadaş, çini bizim memleketten çıkma diye &#8220;ÇİNİGAR,ÇİNİGAZ,ÇİNİLİ SOKAK,ÇİNİ APARTMANI,ÇİNİLİ ÇİNİ&#8221; şeklinde gaza gelip herşeye çini ismini verirsen, heryere çini işlersen o olay basitleşir ki bi kere&#8230; Burada apartmanların dış cephe kaplaması seramik üzerine çini süslemelerden ibaret. Dışarı çıktığınızda banyodaymışsınız gibi hissedebiliyorsunuz. Porselen diş yaptırsalar üzerine çini işleyecekler. O derece&#8230; Çinicilik anlayışı ise çok yenilikçi değil. Daha çok &#8220;müşteriye canım anneme yazan çinili bir kültablası satiim, eve ekmek götüriim&#8221; şeklinde. Gerçekten iyi işler yapanlar da var. Hatta yenilikçi şeylerle uğraşanlar da&#8230; Ama sonradan hepsi taklide kurban gitmiş. 2 sene önce hemşerisi olduğum bir çini ustasıyla tanışmıştım. Anlattığına göre, atölyelerinde işler yapılıyor sonra bununla görevli bi eleman işleri toplayıp istanbula götürüp satıyor. Günlerden bir gün bu usta meşhur &#8216;kaplumbağa terbiyecisi&#8217;ni seramik üzerine işliyor. Satıcı eleman geldiğinde işe bakıo &#8220;Bune lan?&#8221; diye. Usta diyo ki,&#8221; Ya sen bunları götür, dert etme.&#8221; adam diyo ki &#8220;Ya bizi yakacaksın hocam&#8230; Bunu mu sattıracaksın bana oradaki turistlere?&#8230; Bi tane adam dinelmiş önünde üç beş tospaa var.&#8221; ama yine de götürüyor. Bir hafta sonra İstanbul&#8217;dan telefon geliyor: &#8220;Abi senin şu kaplumbağalı işler anında satıldı, daha da üret&#8230;&#8221; O günden sonra &#8216;Kaplumbağa Terbiyecisi&#8217; ve benzeri işler dükkanlarda satılmaya başlanıyor tabii&#8230; Başlanıyor ama öyle kötü işlenmiş ki kaplumbağayla terbiyeciyi ayırt edemiyorsun bir anda&#8230; Ve yine ustanın anlattığına göre tablonun orijinalinde kaplumbağaların bulunduğu pencerenin üst tarafında yazan yazı &#8220;şifahane&#8221;dir fakat, Kütahyalılar işledikleri seramiklerede satılsın diye, yazıyı <strong>&#8220;bismillahirrahmanirrahim&#8221;</strong> olarak değiştirmişlerdir. Buradan az çok çıkarabileceğiniz üzere kütahya insanı biraz &#8220;farklıdır&#8221;.</p>
<p>Örnekleri çoğaltmak gerekirse (kanaatimce gerekir) günlerden bir gün Uuth Bey ve Feno Bey Kütahya&#8217;ya gelir. Sebebini benim gibi hala onlar da bilmiyorlar. Neyse, Uuth büfeye yaklaşır. Aralarında şöyle bir muhabbet geçer:<br />
-Bir Winston Light alabilir miyim?<br />
Büfecinin cevabı aynen şu şekilde oluyor:<br />
<strong>-Niye?</strong><br />
Ayrı bir detay olarak büfe sahibinin bayan müşterinin istediği plastik topu siyah poşete tepiştirmeye çalışmasıdır. Uuth, adamın bu eylemini &#8220;halkı eşcinselliğe özendirmemek için&#8221; yapılmış bir hareket olarak değerlendiriyor. Bana göre evrenin diğer bir sırrı. O sırlardan bir tanesi ise mavi dolmuş şöförü ile aramızda geçen muhabbet. Bu arada mavi olan şöför değil,dolmuş. Farklı dediysek o kadar da değil&#8230;Efendim daha ilk senem, doğal olarak şifayı kapmışım sümüklü sümüklü dolaşıyorum.  O sümüklü günlerin birinde okula gitmek üzere mavi dolmuşa bindim. Şöförle aramızda geçen muhabbet:<br />
-Oooo yeğenim şifayı kapmışsın&#8230;<br />
-Evet usta yaa bayaa soğuk bi memleket.<br />
-Ohoo sen daha soğuk görmedin. Kış gelmedi ki henüz yav.<br />
-&#8230;<br />
-Nerelisin sen?<br />
-İskenderun<br />
-Aaa hadi yav&#8230; Ben orda askerliğimi yaptım.<br />
-Aaa öyle mi?<br />
-Evet. <strong>1977 senesinde</strong> Demirçeliğin orda su arıtma tesisi vardı bildin mi?<br />
-Su arıtma tesisi mi? Yoo&#8230;<br />
-Bilmiyon mu? Sen nasıl İskenderunlusun yav?<br />
Bilmeyenler için not: İskenderun su arıtma tesisiyle meşhur bi şehir değil. Bu arada mavi dolmuş olayına da değinmem gerekir. Burada vakti zamanında 2 farklı dolmuş vardı: Kırmızı ve mavi. Seçimini yapıyordun. O matrix geyiğini fazla bilmediğimden değinmeden direkt konuyu anlatıyorum:<br />
Kırmızı olanlar belediye otobüsleri. Maviler ise çevre köylere ve beldelere giden otobüsler fakat, daha çok okula öğrenci götürüp getiriyor. Bu durum da kırmızıları rahatsız ediyor. Aralarında da ezeli rekabet var. Neyse işte sonra belediye kart olayını çıkarıo, kırmızılara kartlarla biniliyor ama fiyat olarak maviyle aynı. Bi süre sonra kırmızılar diyo ki &#8220;Abi kartın yoksa para da geçiyor&#8221;. Böylece kırmızılara hem kartla hem de parayla binebiliyorsun. Bununla yetinmiyorlar tabii bir de üzerine fiyatı 1 liradan 75 kuruşa çekiyorlar. Maviler de boş durmuyor ve onlar da fiyatı aynen 75 kuruş yapıyor. Hal böyle olunca kırmızılar diyo ki &#8220;Abi kartı martı siktiret. Fiyatları 50 kuruşa indirdik. Sudan ucuz diil ama aynı fiyat.&#8221; Maviler de atağa kalkıp fiyatı 50 kuruşa indiriyor. İşler feci derecede kızışıyor doğal olarak. Şurda parantez içinde de belirtmem gereken bir şey varsa o da mavileri seven bir kitlenin varlığıydı. Ben de o kitleden biriydim. Çünkü daha bi halktandı. Elit kesim felan diildi. Tam olarak halktan olduklarını belirtmem için o hararetli dönemlerde geçen bir muhabbeti anlatayım&#8230; Hani ana duraklarda bazen adamlar olur ya kim kaçta kalkmış bi sonraki kaçta gelecek nedir ne değildir diye hesap tutarken bi yandan &#8220;Kalkıo abim, gel abim&#8221; şeklinde bağırırlar&#8230; İşte kırmızı otobüslerin o işini yapan mavi otobüslerin o işini yapan adama şöyle der: <strong>&#8220;SİZİ BİTİRECEĞİZ OOLUM SİZİ BİTERECEĞİZ&#8230;AZ KALDI&#8230;.&#8221;</strong> diğer adam da gayet sakin,&#8217;İyi, Kötü ve Çirkin&#8217;deki Blondie gibi kısık gözlerle,ağızda sigara, kafada şapka (ama kovboy şapkası diil tabii,caferoğulları tarım ve ilaçlama sanayii şapkası) cool bir tavırla şu efsanevi cümleyi kurar: <strong>&#8220;Sen önce o taşşaklarını tart, yarım kilodan ağır gelirse gel burda konuş&#8230;.&#8221;</strong></p>
<p><strong></strong><a href="../wp-content/demirbas/blondie.jpg"><img title="blondie" src="../wp-content/demirbas/blondie.jpg" alt="" width="405" height="170" /></a></p>
<p>Her ne kadar bu cümleden sonra adam cevap verememiş olsa da üzücü bir şekilde sonradan maviler kaldırılıyor tabii. Üzerine kart sistemi tekrardan devreye giriyor. Öğrenciler için kart dolumlarında, her kullanım 1 liraya gelirken tek kullanımlık kart alanlar tamı tamına 1 lira 60 kuruş ödüyor. Tüm bu mavilerin kaldırılışı ve kart olayından erasmus dönüşü haberdar olmamdan dolayı sike sike kart çıkartmak zorunda kalıyorum. Kart çıkarmak için de öğrenci kartını yeniletmem gerekiyor. 1 hafta içinde hallolur denilen öğrenci kartı hiç abartısız 1 ay sonra yani birkaç gün önce alınıyor. Yarına otobüs kartı için başvuruyu yapıcağım. Umarım okullar kapanmadan hallolur. Benim için dualarınızı esirgemeyin&#8230;</p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fniye.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fniye.php&amp;text=Niye%3F&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/niye.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fniye.php&amp;name=Niye%3F" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fniye.php&amp;title=Niye%3F" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/niye.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tamamen mi, bi günlüğüne mi?</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/tamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/tamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Nov 2010 19:58:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[nostalcikli]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[atari]]></category>
		<category><![CDATA[ateri]]></category>
		<category><![CDATA[batman]]></category>
		<category><![CDATA[battletoads]]></category>
		<category><![CDATA[climber]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[excitebike]]></category>
		<category><![CDATA[ice]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[karete]]></category>
		<category><![CDATA[kaset]]></category>
		<category><![CDATA[kid]]></category>
		<category><![CDATA[nes]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=422</guid>
		<description><![CDATA[
Son teknolojiye ayak uydurmayı başarabildiği halde sürekli eskiyi tercih eden bir insan evladı olduğumu her defasında vurgularım. Bu mevzu gerek kitaplarda olsun, gerek filmlerde gerek müzikte,gerekse de fotografide hep aynıdır. Bu yazıda da sayılanların dışında bişeye değinmek istiyorum: ateri oyunları&#8230;

Şimdi efenim,kimimizin &#8220;atari&#8221;,kimimizin &#8220;ateri&#8221; kimimizinse &#8220;hateri&#8221; diye atlandırdığı bu 8 bitlik güzide  konsol oyununa diğer milletlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/mario.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-476" title="mario" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/mario.jpg" alt="" width="457" height="512" /></a></p>
<p>Son teknolojiye ayak uydurmayı başarabildiği halde sürekli eskiyi tercih eden bir insan evladı olduğumu her defasında vurgularım. Bu mevzu gerek kitaplarda olsun, gerek filmlerde gerek müzikte,gerekse de fotografide hep aynıdır. Bu yazıda da sayılanların dışında bişeye değinmek istiyorum: ateri oyunları&#8230;</p>
<p><span id="more-422"></span></p>
<p>Şimdi efenim,kimimizin &#8220;atari&#8221;,kimimizin &#8220;ateri&#8221; kimimizinse &#8220;hateri&#8221; diye atlandırdığı bu 8 bitlik güzide  konsol oyununa diğer milletlerde &#8220;NES&#8221; deniliyo. Ama bu durum benim için genel kültür bilgisinden öteye gidemez. Zira benim için o &#8220;ateri&#8221;dir. Uzun uzun oynadıktan sonra adaptör ısınmış mı diye ara ara kontrol ettiğimiz, Sorun çıkınca kasedinin ucuna üflediğimiz, sorun devam edince de kabını çıkarıp kolonya veyahutta alkolle bi güzel temizleyerek tamir ettiğimiz, duck hunt gibi silahlı oyunlarda televizyonun bizim ateş ettiğimizi nasıl algıladığını algılayamadığımız, &#8220;olm mortal kombat&#8217;ın ilerlemeçlisi çıkmış lan daha yeni&#8221; gibi söylentilerin döndüğü, misafir gelince bi yerlere saklanılan,kazanılan bayram harçlığıyla kaset almamız veyahutta farkını ödeyerek takas yapmamız,&#8221;bu turu sen geç,bi sonrakini ben geçerim&#8221;li,&#8221;abisiii siz sabahtan beri oynuyorsunuz, birazcık da bizim oğlan oynasın&#8221;lı,&#8221;1 player ben olcam lan&#8221;lı bir dönemdi bu&#8230; Bu dönemde tanıdık biz üçlü prizi,bu dönemde öğrendik bit olayını&#8230; UHF,VHF ayarlarında bu dönemde ustalaştık ve arkadaşlar arasında kaset değiştirirken yazıya adını veren o cümleyi bu dönemlerde kurduk. Madem bu şeytan icadının üzerinden bi kültür oluşturduk,burda da ateri oyunlarının tanıtımını yapmakta bi mahsur yoktur diye düşünüyorum. Gerçi tanıtımını yapmak yerine hatırlatma desem daha uygun olur&#8230;</p>
<p><span style="color: #ca3443;"><strong>1-BATMAN</strong></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Açıkçası bu oyunu çok da fazla oynamazdım. Ama aklımda da farklı bir yer edindiğini de inkar edemem&#8230; Neden? Bi kere herşeyden önce boynuma pelerin diye minik battaniyeyi bağlayıp taklit ettiğim bir kahraman olmuştur Batman. Ha bu arada çok da ufak olsa da şuna da değinmek istiyorum: Son batman filmiyle herkesin jokercilik oynadığı insanlardan önce ben bu joker karakterini de feci seviyordum. Daha doğrusu bi yandan uyuz oluyordum ama diğerlerine göre çok daha farklı bi kötü adamdı lan. Bi şekilde sempati duyuyordum. The Dark Knight&#8217;taki gibi işin içinde bir felsefe yoktu. Şu an sevilmesinin bir nedeni de odur ama ben onu sadece karakter olarak sevmiştim&#8230; Neyse bu bilgiyi parantez içinde tutup oyuna devam edersek aklımda yer etmesinin diğer nedeni artistik grafikleriydi (O döneme göre)(&#8216;89 yapımıydı da&#8230;):</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/b1.jpg"><img class="size-medium wp-image-431 alignleft" title="batman_press_start" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/b1-300x260.jpg" alt="" width="374" height="323" /></a> Oyunun garip bi tarafı vardı, o da şuydu: Batman&#8217;ın ateşli silah kullanması&#8230; Şimdiye kadar izlediğim filmlerin, çizgifilmlerin, okuduğum çizgiromanların hiçbirinde Batman ateşli silah kullanmıyordu.Fakat bunda o mevzu mevcut&#8230; İlk başta normal zumsuk vurarak başlıyorsunuz oyuna.Fakat 1 dakka kadar geçtikten sonra elinize alıyorsunuz silahı,başlıyorsunuz maganda kurşunu yağdırmaya&#8230; Oyun pek kolay diil açıkçası. Bi kere herşeyden önce deli gibi adam akıyor sokaklarda. Hangi birini döveceğini şaşırıyosun.Sen adamları döverken alttan küçücük bi, araba gelip dizinin dibinde patlıyo.Arabayı bile dövmen gerekiyo yani&#8230;Üstelik 3-5 canın vardı. Game Over olunca da (Game Over olmak) 3 kredin vardı yanlış hatırlamıosam.Ama şunu da söylemem gerek, Batman gerçekten Batman&#8230; Şöyle ki, cool adam tavırlarından tutun tırmanış tarzı bile artistikti:</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><br />
</span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/b2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-441" title="batmancık" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/b2.jpg" alt="" width="395" height="342" /></a></span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><strong>2-EXCITEBIKE</strong></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Heyy yavruum heeeyy&#8230; En eğlenceli tırt oyunlardan biriydi. 8bitlik bi adrenalin yaşattırırdı bizlere. En büyük eğlencesi kendi parkurunu kendin kurabiliyo olmandı. Hal böyle olunca çılgınlar gibi dayıyoduk tümsekleri. Üzerinden geçip uçuyoduk. Uçuyoduk uçmasına da  düşünce çok tırt pozisyona düşüyoduk:</span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/excite.jpg"><img class="size-full wp-image-446 aligncenter" title="excite" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/excite.jpg" alt="" width="453" height="393" /></a></span></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Ayrıca motorun ısınma olayı vardı ki turbo tuşuna abanınca .mnakoyuyodunuz bu olayın. Motoru kenara çekip soğumasını bekliyodu pezevenk. Tabii doğal olarak da zamandan kaybediyodunuz. Bunun bi de çok motorlusu vardı. CPU&#8217;yla oynadığınız. Mekan yarış pisti diil de Ankara &#8211; İstanbul otobanına dönüyodu bu durumda&#8230; Ulan bi adamı geçiyosun başka çıkıyo, onu geçiosun bi başkası, onu geçiosun başkası&#8230; &#8220;İpini koparan yarışa katılmış mnakoym&#8221; diyodun tabii dolayısıyla&#8230; Bi de diyelim tümsekten uçup yere kondun adam arkadan gelip motorla kafana iniş yappıodu ki o olay en sinir bozucu şeydi. Ama herşeye rağmen kazandığında ekrana gelen görüntü ve müzik gayet keyifliydi:</span></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/final.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-449" title="final" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/final-300x260.jpg" alt="" width="332" height="287" /></a><br />
</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><strong>3- ICE CLIMBER</strong></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Hayattaki en gerçekçi oyun budur kanımca&#8230; Tamam allahsı 3d grafikleri yoktu, ses sistemi polifonik melodiden öteye gidemiyordu, sinematik açılar mevcut diildi ama içerik bakımından hepimizin ders çıkarması gereken bi oyun olmuştur. Peki biz  ders çıkardık mı? Tabii ki de hayır&#8230; Kardeşimle abandıkça abandık öküz gibi oynadık.</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/ic.jpg"><img class="size-medium wp-image-452 alignleft" title="ic" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/ic-300x260.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a>Konusuna gelince&#8230;Hayatın ta kendisini yansıtıyor. Kuşun biri dağın en tepesine bi sebze bırakıo. Bu bazen bi patlıcan,bazen lahana bazen de havuç oluyor. Siz de tepeye tırmanarak onları toplamaya çalışıosunuz.Şimdi diyeceksiniz ki &#8220;Bu mu lan hayatın ta kendisi? Sabahtan beri anlatıyosun ben de mal gibi dinliom mnakoym&#8230;&#8221; diyebilirsiniz dostlarım. Ama sinirlenmeyin. Ya da sinirlenin sikimde diil&#8230; Simgesel olarak kabul edersek hayat hep öyle diilmidir zaten? Birileri kolayca tepeye çıkıp orada değerli bişe bırakır, siz de ona ulaşmak için çırpınıp durursunuz. Ki oyun bundan ibaret diil&#8230; Siz yukarı çıkana kadar bunu engellemeye çalışan binlerce orospuçocuğu var bu oyunda&#8230; Bu orospuçocukları kimler mi? Bi tane ne idüğü belirsiz yün yumağı gibi bi yaratık, bi tane kafanın üzerinde uçuşup duran kuş, bi tane de kutup ayısı ki, bu ayı oruspuçocuğunun en has olanıdır&#8230;</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Tüy yumağının (Bazı oyunlarda fok oluyor) olayı her katta oluşan boşluğu kapatmak. E sizin de olayınız üst katta bi boşluk açıp oradan içeri sızmak olduğuna göre, tam çıkmak üzereyken zart diye gelip deliği kapatması ana avrat sövmenize neden olabiliyor. Etrafınızda uçuşan kuş da zart diye gelip size değerek canınızın gitmesine sebebiyet veriyor ama çok da bi caydırıcılığı yok açıkçası. Asıl benim değinmek istediğim Ayı canlısıdır&#8230; Şimdi siz diyelim bi kattasınız ama o kattan düşseniz en fazla bi kaç kat aşağı inceksiniz. Siz bulunduğunuz kattan yukarı çıkmak için cebelleşirkenbiraz  fazla zaman geçirirseniz bu orospuçocukların orospuçocuğu ayı güneş gözlüğüyle gelip HOŞUURTT diye zıplamasıyla dağı kaydırıyor. Böylece bulunduğunuz kat en alt kat oluyor. Dolayısıyla da aşağı düştüğünüzde canınız gitmiş oluyor. En üst katlar ise bonus bölümü&#8230; Burda da belli süre içerisinde o sebzeleri toplamaya çalışıosunuz ki bu bölüm en atraksiyonlu kısımdır&#8230; Gayet de güzel bi oyundur&#8230;</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/icec.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-455" title="icec" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/icec-300x260.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a></span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><strong>4- BATTLETOADS</strong></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Hiç tartışmasız gelmiş geçmiş en klas oyunlardan biridir.Bi kere karakterler,müzik,grafikler felan 10 numara&#8230;Oyundaki heyecanı saymıyorum bile&#8230;Ama şöyle bi sorun var ki, kesinlikle en zor oyunlar arasında listenin en üstlerinde yer alır. Hatta ve hatta 3. turu sorunsuz geçene harbi bi altın madalya vermek gerekir. Bazen bu adamı delirtçek dereceye getirse de oyundaki dövüş hareketleri müthiştir.Bi kere sabit değildir. Eline sopa aldımmı bi başka döversin. Ya da oynadığın tura göre değişir.</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/battle1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-463" title="battle1" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/battle1-300x236.jpg" alt="" width="300" height="236" /></a></span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Misal ilk başlarda şöyle yumrukları ufaktan ufaktan saydırırsın ardı ardına&#8230; Sonra da gerilip zumsuğu bi koyarsın adam dağılır ki bu hissi çok iyi yakalamışlar. O zumsuğu oturttuğun anda zumsuk kafan kadar büyük oluyor mesela. Ya da üçüncü turda yumruğu kafaya indire indire yerin dibine gömersin sonra gelir gelir şut çeker gibi bi tekmeyi basarsın.Ayrıca daha öncede bahsettiğim gibi, oyunda tekdüze bi ilerleme gözlenmio.Mesela gidiyosun gidiyosun bi ejderin üstüne atlayıp uçuyosun,ni yere geliosun iple kuyuya iniosun bi yerde motor kullanıo,bi yerde surf tahtasına binip surf yapıosun.Acaip eğlenceli dimi? Herzaman diil işte&#8230;O üçüncü turdaki motorlu tur adamı cidden sikertio&#8230;Ömründen ömür alıyor. Motor hayvan evladı gibi ilerlediğinden engellere takılmamanız gerekio:</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/ttt.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-466" title="motürr" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/ttt-300x260.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a></span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Evet&#8230;Burda engel göremiosunuz.. Neden? Götüm yemediğinden daha o bölümlere gelmeden ekran görüntüsünü aldım. O derece yani&#8230;</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Bi de bu oyunun efsanevi bi olayı vardır ki o da pause esnasında çalan müziktir&#8230;Dile dolanır, beatbox yaptırır, cep telefonu melodisi olarak kullanılasıdır.Youtube gibi envai sitelerde rastlayabilirsiniz:</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="350" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Jhl9pJB-2Ak" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350" src="http://www.youtube.com/v/Jhl9pJB-2Ak"></embed></object></span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Oyunun hala oynanabilitesi vardır.Ama önerim kafa bi eleman bulursanız 2 kişilik oynamak kadar  zevklisi yoktur&#8230;</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><strong>5- KARETE KID</strong></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Eveet&#8230; Günün son oyununu da bu olsun&#8230; Karete Kid&#8230;Ne süpersonik hayatta bi iz bırakabilcek oyun ne de sikimsonik adamı delirtçek bi oyun.İkisinin arasında kalmış bişe.Gayet zevkli ama sadece oyunu oynuosun. Battletoads&#8217;taki gibi yaşamıosun. Bence küçükken bu oyunu oynayan insanlar şu sıralar memurluk yapıyorlar. Ya da memur adayları. Bi kere süper aksiyonu yok ama sıkıcılıktan da gebermio&#8230;Oh ne güzel hayat valla. </span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/karetekid.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-470" title="karetekid" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/karetekid-300x260.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a><br />
</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Oyun ilk başta turnuvalarla başlıyor.Önüne gelen adamla birebir dövüşüyosun.Tabii ortalama bi türk çocuğu bu gibi durumlarda direkt köşeye kıstırıp çatada çatada rakibe dalar. Ki zaten benim de yaptığım buydu.Zira bu bölümler biraz sıkıcı. O yüzden adama hemen dalıp geçmek istiyosunuz.Şöyle 3-4 maç sonrası şampiyon olup hobaa japonyanın köylerine dalıyorsunuz.Önünüze adam geldikçe de kaplan tekniğiyle resimde gördüğü gibi testicallara dalıp billurları patlatıyosunuz.Sonra bostanlardan felan geçiyosunuz size lahana fırlatıyorlar.Oyunda fazla hareket imkanı yok. Postacı yürüyüşü yapıp karşınıza çıkana vuruyosunuz bu kadar basit.Oyunun en atraksiyonlu olabilcek bçlümüyse bonus kısımları.Efendim böle bi kapı felan bulduğunuzda içeri giriosunuz işte size buz mu kırdırırlar, sinek mi yakalattırırlar, tuzaklardan mı kaçıttırırlar artık bahtınıza ne çıktıysa&#8230;Oyundan çok fazla bişe beklemeyin zaten&#8230;</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/karetekid2.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-471" title="karetekid2" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/karetekid2-300x260.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a></span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;">Evet bu oyundan bahsederken girişte belirttiğim üzere,yazının son oyunuydu&#8230;Ama sanmayın ki bu böyle kalcak&#8230;Daha sonra bir çok farklı oyunların hatırlatmasını yapmak üzere geri döneceğim&#8230;Kim bilir nezaman artık.Ha bi de o yarım kalan hikayeme de devam etçem evet&#8230;Telaşlanmayın. Programımızın kapanış müziğini de hakkında çok fazla şey bilmediğim,sadece bi süre oynayıp bıraktığım,pek de sevmediğim ama müziğinin deliler gibi hastası olduğum o oyunun o meşhur sountracki geliyor&#8230;Söylemedi demeyin,müthiş bi gaz şarkısı vardır.İlerde metalikli grup kurarsam kesinlikle bunun müziğini kavırlarım arkadaş.İşte ekranlarınızda Target renegade:</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><br />
</span></span></p>
<p><span style="color: #ca3443;"><span style="color: #000000;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="350" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/ao8N53m4mGU" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350" src="http://www.youtube.com/v/ao8N53m4mGU"></embed></object><br />
</span></span></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 2761px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><span style="color: #ca3443;"><strong>3-  ICE CLIMBER</strong></span></div>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Ftamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Ftamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php&amp;text=Tamamen+mi%2C+bi+g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BCne+mi%3F&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/tamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Ftamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php&amp;name=Tamamen+mi%2C+bi+g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BCne+mi%3F" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Ftamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php&amp;title=Tamamen+mi%2C+bi+g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BCne+mi%3F" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/tamamen-mi-bi-gunlugune-mi.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beni çok iyi bilen çok iyi biliyor&#8230;</title>
		<link>http://www.otomatikarmut.com/beni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php</link>
		<comments>http://www.otomatikarmut.com/beni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2010 15:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murthy</dc:creator>
				<category><![CDATA[national geographic tadında]]></category>
		<category><![CDATA[zoolojik olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk]]></category>
		<category><![CDATA[bebe]]></category>
		<category><![CDATA[beni]]></category>
		<category><![CDATA[bilen]]></category>
		<category><![CDATA[biliyor]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[dedected]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[forum]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[kolera]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[liseli]]></category>
		<category><![CDATA[rap]]></category>
		<category><![CDATA[rep]]></category>
		<category><![CDATA[sagopa]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.otomatikarmut.com/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[
Olm var ya bakın çok pis bi birikinti oldu, bulunduğum yer itibariyle ağzınıza chuck norris tekmesi atabilme şansı olmadığından buraya yazıom, bakın aha&#8230; Şu anki liseli nesil kadar kültür tümörü yaşamış bir nesil yok&#8230; He bundan sonra yaşar mı bilemem ama mesele &#8216;bizim zamanımızda şöyleydi&#8217; olgusunu aştı artık&#8230; Zaten yaşım çok da büyük olmadığından &#8220;Bizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/distrakşın.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-409" title="distrakşın" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/distrakşın.jpg" alt="prototip nokta jepege" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Olm var ya bakın çok pis bi birikinti oldu, bulunduğum yer itibariyle ağzınıza chuck norris tekmesi atabilme şansı olmadığından buraya yazıom, bakın aha&#8230; <strong>Şu anki liseli nesil kadar kültür tümörü yaşamış bir nesil yok&#8230;</strong> He bundan sonra yaşar mı bilemem ama mesele &#8216;bizim zamanımızda şöyleydi&#8217; olgusunu aştı artık&#8230; Zaten yaşım çok da büyük olmadığından &#8220;Bizim zamanımızda Üsküdar&#8217;a (ya da çarşıya) kravatla çıkılırdı.&#8221; gibi yükseklerden uçmadan, gayet gerçekleri gün ışığına çıkararak (Kerim Akbaş stayla) bu olguyu gözler önüne sereceğim. &#8220;Hani abi senin yarım kalan bi hikayen vardı? Tamamlamıcak mısın?&#8221; diyenleriniz çıkacak. Ben de diyecem ki &#8220;Tamam be oğlum yaa&#8230; Kaçmıyoruz ya&#8221; &#8220;E abi okadar zaman geçti ama yani sen de&#8230;&#8221; diyeceksiniz. Ben de konuyu değiştirir gibi yaparaktan &#8221; Çaylar nerde kaldı la?&#8221; diye bi soru tümcesi salacam. &#8220;Abi sen çay içmiyosun ki&#8230; Hem konuyu neden değiştiriyosun?&#8221; diye cevaplıcaksın. Ben de &#8220;Siktirme lan şimdi hikayeni&#8230; Kaçmıyoruz dedik ya.&#8221; şeklinde atar yapçam. Üstüme gelmeyin olm bakın ben sinirli bir adamım zaten&#8230; Neyse ne anlatıyodum? Bak anlatıyom ha ona göre&#8230;</p>
<p><span id="more-385"></span>Şimdi vakti geldi pankçısı çıktı, zamanı geldi hippisi, zamanı geldi efendime söyleyim metalcisiydi rakçısıydı grancıydı bunları insanlık olarak hep yaşadık. Bu akımların öncüleri de herzaman genç kesimdi. Şüphe de yok ki yine böyle olacak. Yine bir akım çıkacak ve yine ana babalar böğürlerine böğürlerine zumsuğu vuracak &#8216;benim evladıma ne oldu böyle?&#8217; diye. Ve yine herzamanki gibi &#8216;Yıaaa anne yeaa beni anlamıusunuz hiçbiriniz tımam mıa? Zaten hap içip intihar etçeğim ben .&#8217; şekline ağıza oturtulası cevaplara maruz bırakıp evden çıktıktan sonra Avrupa yakasında otursa bile bilinmez bir içgüdüyle Kadıköy&#8217;e gidip insanlardan uzak bir yerde çimlere uzanıp pek fazla tereddüt etmeden ilaçları yutup ölümü <strong><a href="http://www.otomatikarmut.com/index.php/bir-armudun-olumu.exe#more-174" target="_blank">bekleyenleriniz</a></strong> olacaktır. Bu gayet normal bişi. Çünküm neden? Şöyle düşünün, şimdiye kadar çıkan her akım ilk defa meydana geldiğinde bi önceki düzene karşı tepkileri olmuştur.</p>
<p>Bu yüzden analar babalar böğürlerine böğürlerine basmışlardır zumsuğu. Ammavelakin başlarda tepki gösterilen bu akımlar sonradan dünyayı sarsmış, bir çok ölçüde efendime söyleyim gerek kültür, gerek edebiyat, gerek moda gibi alanlarda etkilerini göstermiştir. Hepimiz sıralara Iron Maiden, Metallica (m ve a&#8217;nın kuyrukları ters yönde olcak şekilde) Manowar gibi grupların isimlerini kazıyanları hatırlıyoruz. Ozamanki grupları büyük, sakallı, göbekli ve sert abiler de dinlerdi liseli ergen bebeler de&#8230; E şimdi amınakoduum müzik piyasası öyle dandik şekilde dallanıp budaklandı ki insanı kategorilere sokar oldu. Önceleri saf bir şekilde dinlenen &#8216;can&#8217;t touch this&#8217;in ardından gelen &#8216;number of the beast&#8217;ler kalktı yerine zartdirizor core, süperestronik maximum dizel metal efendime söyleyim, elektronik etkileşimli fakat kulağa hoş gelen her türlü müzik altyapılı alternatif indie pop rock, tektonik  transistörlü bobinaj ohooooooo&#8230;.. Noluyo anasını satiim?&#8230;</p>
<p>Tabii hal böyle olunca da o saf dinleyici gitti, yerine bilinçisiz dinleyici geldi. Artık rap dinleyen bir bünye aynı zamanda metal dinleyemez oldu. Çünkü ozamanlardaki samimiyet kalmadı. Rap&#8217;in de anası sikildi zaten o ayrı mesele. Asıl en önemli nokta da burası kanımca. Çünkü o önceki saydığım akımların getirisini rap yapamadı. Aksine sikti attı&#8230; Hayır arkadaşım anlayamıyorum. Nasıl oluyor da Harlem gibi bölgelerden çıkan ve harbiden siyahi adamın isyanını yansıtan o müzik döndü dolaştı <strong>&#8216;RaP aLeMiniN sUSTuruCU siLahı MaXİMuM FrEAKaNs&#8217;</strong> oldu çıktı? Hangi ara dışardan silah belli olmasın diye giyilen o bol pantolonlar kınayt  onlaynda çar kasanların götünde yer aldı? Koskoca anarşizm müziği punk ve hardcore döndü dolaştı emo gibi ibne bir bünyede yer almayı nasıl başardı? Ve son olarak bu 2 farklı cins nasıl kaynaşıp varoşlara indi de <strong>arabesk rap</strong> denen organizmaları çiftleşme dansına davet etti?</p>
<p><a href="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/rap.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-411" title="rap" src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/demirbas/rap.jpg" alt="" width="600" height="341" /></a></p>
<p>Dediğim gibi&#8230; Bu olay çağ çatışmasını aştı artık. Bir belirsizlik ortada&#8230;Hızlı tüketim çağı mevzusu. Bu olay sadece müzik üzerinde geçerli değil tabii&#8230; Alışkanlıklar, filmler, oyunlar, yaşam tarzı carttı curttu alayı kalıcılığını yitiriyor. Ha tabi ilerde şu şekilde kalıcı olacaksa da sikeyim öyle kalıcılığı:</p>
<p>-QanKa yaa 00&#8242;lı yıLLar ne aCayiPti diMi Saqopa, cEZa feLan&#8230;ALayımıZ peSimisT OlmuŞTuk oZAManlar xD</p>
<p>-Yea FEYS vardı HatırLadınız MI?HesAP FElAn açıP KOMikLi viDeO paYLAŞıyoduk, qrUplarA KAtılıyoDuk =D</p>
<p>-ZamaNındA Ne Çar kaSIYoduk Eziqqqqqq</p>
<p>-Ayyy TWiLight vardı çok qüzeldiiii&#8230;.</p>
<p>Şeklinde devam eder. Kimse sizden hala atari kaseti muhabbeti yapmanızı,futbolcu kartları biriktirmenizi,kames topla altınkafa oynamanızı,torpil patlatmanızı,zillere basıp kaçmanızı,radyodaki şarkıyı kasete kaydetmenizi beklemiyor. Sadece fazla gerzek bi yaşam sürdürmeyin. Şu beyninizin nekadar sömürüldüğünü görün. İlerde anlatınca içinizin huzurlu olacağı bir nesil geçirin. Yoksa inci sözlüğün dediği gibi: <strong>SİKTİRME BELANI LİSELİ&#8230;</strong></p>

				<!-- Social Sharing Toolkit v2.0.4 | http://www.marijnrongen.com/wordpress-plugins/social_sharing_toolkit/ -->
				<div class="mr_social_sharing_wrapper"><span class="mr_social_sharing"><iframe src="https://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=en_US&amp;href=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fbeni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=51px&amp;height=24px" scrolling="no" frameborder="0" style="border:none; overflow:hidden; width:51px; height:24px;" allowTransparency="true"></iframe></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://twitter.com/share?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fbeni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php&amp;text=Beni+%C3%A7ok+iyi+bilen+%C3%A7ok+iyi+biliyor%E2%80%A6&amp;via=otomatikarmut" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/twitter.png" alt="Share on Twitter" title="Share on Twitter"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><g:plusone size="medium" count="false" href="http://www.otomatikarmut.com/beni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php"></g:plusone></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fbeni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php&amp;name=Beni+%C3%A7ok+iyi+bilen+%C3%A7ok+iyi+biliyor%E2%80%A6" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/tumblr.png" alt="Share on Tumblr" title="Share on Tumblr"/></a></span><span class="mr_social_sharing"><a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.otomatikarmut.com%2Fbeni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php&amp;title=Beni+%C3%A7ok+iyi+bilen+%C3%A7ok+iyi+biliyor%E2%80%A6" target="_blank" class="mr_social_sharing_popup_link"><img src="http://www.otomatikarmut.com/wp-content/plugins/social-sharing-toolkit/images/buttons/stumbleupon.png" alt="Submit to StumbleUpon" title="Submit to StumbleUpon"/></a></span></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.otomatikarmut.com/beni-cok-iyi-bilen-cok-iyi-biliyor.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

